İsmail Uğural

Organik sektörü gelecekten umutlu

8 Kasım 2022
TÜRKİYE, 23 milyon hektarın üzerinde işlenebilir tarım arazisi olan çok önemli bir tarım ülkesi.

İzmir ise Türkiye’de organik tarımın doğduğu bölge. İlk organik tarım ürününün 1984 yılında İzmir’den ihraç edilmiş olmasının bu alanda özel bir anlamı var. İl genelinde organik tarım işleyen 252 işletmesi bulunuyor. İzmir’de 2 bin 250 üretici yaklaşık 200 bin dönüm alanda 145 çeşit organik ürün yetiştiriyor. Türkiye’de 30 yıl önce daha çok kuru meyve sektörü ile başlayan organik üretim bugün artık çok farklı sektörlerde üretim yapar konuma geldi. Ülkemizin yıllık 500 milyon dolar organik ihracatı var. Sektörün hedefi organik sektör ihracatını 1 milyar dolara çıkarmak...

ETO’YU TANIYALIM
Bugün sizlere hem Türk organik sektörünü daha geniş ölçüde tanıtmak hem de sektörün çatı organizasyonu olarak 30 yıldır başarıyla faaliyetlerini yürüten Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) hakkında bilgi vermek istiyorum. Bu çerçevede ETO’nun yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy ile Hürriyet Ege’de bir araya geldik. Prof. Dr. Aksoy, özellikle kuru meyve sektöründe dünyaca tanınan bir uzman. ETO’nun misyonunu Dr. Aksoy, şöyle tanımlıyor: “ETO Derneği, Türkiye’de ekolojik (=organik, biyolojik) tarımın tek çatı altında hızlı ve sağlıklı gelişimini sağlamak amacıyla üretici, tüketici, işleyici, tüccar, sertifikasyon kuruluşları çalışanları, araştırıcı ve teknik elemanların katılımıyla 1992 yılında İzmir’de kurulmuş bir şemsiye organizasyondur. Derneğimiz günümüze dek ekolojik tarımın farklı alanlarında çok sayıda seminer, konferans, sempozyum, panel ve eğitim programı düzenlemiş, eğitim materyalleri hazırlamış, böylece kapasite geliştirmeye önemli katkı sağlamış, özellikle hassas alanlarda ekolojik tarımın benimsenmesine yönelik birçok ulusal ve uluslararası proje yürütmüş veya proje ortağı olarak görev almış, kamuoyunu bilgilendirme amacıyla çok sayıda etkinlik ve fuarlara katılmıştır.”

EĞİTİM VE BİLGİ
Dr. Aksoy’a göre ETO, gerek Türkiye’de gerekse dış bağlantılarında hedeflerine büyük ölçüde ulaşmış durumda. Dr. Aksoy, “ETO organik sektörün çözüm kapısı gibi görev yapmaya başladı. Kurulduğumuz tarihten yani 30 yıldan beri hem ulusal hem de kırsal düzeyde tüm faaliyetleri izliyoruz. Bu bizim güçlü yönlerimizden biri. Sektöre yeni bir bakış açısı getirdik. Yaptığımız çalışmalar ile çoğunluğu Tarım Bakanlığı mensubu ve genç mezunlar olmak üzere iki binden fazla mühendis ve uzmana eğitim verdik. Yanı sıra dış ülkelerden gelen uzmanlara da eğitim programları düzenliyoruz. Bizler için en büyük hazine bilgi, sürekli genişleyen bilgi. Projelerimizin tamamı bu olguya dayalı biçimde ele alınmakta” diyor.

KURUMLAR ARASI İLİŞKİ
Dr. Aksoy, önümüzdeki yıllar için “Yenileyici Tarım” (Regenerative Agriculture) kavram ve uygulamalarının öneminin altını çizerken, bir yandan da “Green Washing” (Yeşil Yıkama - Aklama) olgusuna dikkat çekiyor. ETO’nun daha çok ağırlık vermesi gereken konular da şöyle ifade ediliyor: “Çiftçiler ve gençlerle daha fazla ilişki kurmak; uluslararası ilişkiler ile birlikte tüketici bilincinin gelişmesine katkı yapmak.” Derneğin güçlü yönlerinden birisi de kurumlar arası işbirliğinin gelişmiş olması. Dr. Aksoy, bu hususta somut bir örnek olarak, Türkiye Organik Tarım Ağı’nı (TORA) gösteriyor. Ayrıca Ege İhracatçı Birlikleri’yle yakın ve etkin bir ilişki sürdürdüklerini vurguluyor.

ORGANİK ÜRÜN SERTİFİKALIDIR

Yazının Devamını Oku

Kesilen inekler değil geleceğimiz

28 Ekim 2022
SÜT yalnızca dünyanın değil, ülkemizin de en değerli tarım ürünü. Bu yıl sonunda 2022 rakamlarını alacağız, toplam üretimde bir miktar düşme olabilir ancak 2021 yılı itibarıyla üretim rakamı yaklaşık 24 milyon ton. Şu anda ise süt sektöründe maalesef yangın var! Sözü fazla uzatmadan bugün iki önemli ismin görüş ve önerilerine yer vermek istiyorum.


TÜRKİYE’NİN ÜRETİM MERKEZİ
Türkiye’nin en çok süt üreten ilçesi Ödemiş’in Belediye Başkanı Mehmet Eriş, çiğ sütün üreticiden alım fiyatının maliyetleri karşılamaya bile yetmediğini belirterek, son günlerde artan süt ineği kesimlerine dikkat çekiyor. Eriş, “Çocuklarımız için değerli olan sütümüz üreticiden alınırken de değerini bulsun. İneklerimiz kesilmesin” derken, süt üreticileri ile buluştuğu süt kahvaltısında, çiğ sütteki fiyat krizine ve son dönemde artan süt ineği kesimlerine önemle vurgu yapıyor. Eriş, günlük 2 bin 200 tonu aşan üretimiyle Türkiye’nin süt üretim merkezi olan Ödemiş ile birlikte yurdun pek çok yerinde üreticinin zarar etmesi sonucu süt ineklerinin kesime gitmesinin altını çiziyor.
ÜRETİCİNİN EMEĞİNİN KARŞILIĞI
“Kesilen aslında sadece süt ineklerimiz değil aynı zamanda geleceğimiz” diyen Eriş, “Sütümüz çok değerli, neredeyse bir parmak kaymak bağlıyor. Ama 1,5 milyon ineğimiz kesime gitmiş. Bu aynı zamanda hayvancılığımızın geleceğinin de kesilmesi demek. Bunun önlenmesi sütün fiyatının giderini karşılaması ile olur. Giderin ve üreticinin emeğinin karşılığını alınmasıyla olur. Geçmişte 90 kuruş süt 1 lira yoğurt olabiliyordu. Yoğurdun ucuzluğunun değil sütün ederinin de yerinde olduğunun bir göstergesiydi. Biz en azından 1 kilo süt ile 1,5 kilo yem alabilme paritesine kavuşulması gerektiğini ifade ediyoruz” şeklinde konuşuyor.
FİYATI ARTIRMAYIN, SÜBVANSE EDİN
Diğer yandan, geçtiğimiz günlerde çatısı altında bulunan 44 kooperatifle bir araya gelen Köy Koop İzmir Birliği Başkanı Neptün Soyer de “Süt maliyetlerinin artması fakat fiyatının sürekli yerinde saymasına karşılık şöyle bir öneri getiriyoruz. Yükselen enflasyon koşullarında artan girdi maliyetleriyle süt fiyatı 10 lira 50 kuruştan az olamaz. Dolayısıyla, fiyatı artırmayın, 7.50’de kalsın fakat aradaki 3 lirayı devlet sübvanse etsin. Başka çaresi yok. Bizim parolamız belli. ‘Toprak boşta, çiftçi borçta kalmasın’. Ne var ki 2022 Mayıs ve Ekim ayları arasındaki maliyet artışları ortada. Bir litre motorin pompa fiyatı yüzde 16 artmış. DAP gübre 1 çuval fiyatı yüzde 26.67, ticarethanenin 1 kilovat elektrik fiyatı yüzde 40’lara varmış. Türkiye’de enflasyon mayıs-ekim döneminde neredeyse yüzde 14 artmış ama 1 litre süt fiyatında hiçbir artış yok. İzmir’den hükümet yetkililerine sesleniyoruz. Bırakın fiyat 7.50’de kalsın ama aradaki farkı karşılayın ve çiftçinin eline 10.50 lira geçmesini sağlayın” açıklamasını yapıyor. Sonuç olarak, süt hayvancılığında sorunlar ağırlaşırken, bu durum kaçınılmaz biçimde kırmızı et sektörünü de etkilemeye devam ediyor.

***

Yazının Devamını Oku

Dünya baharat sektörü Bodrum’da buluşacak

5 Ekim 2022
AVRUPA Baharat Birliği’nin (ESA) 2022 yılı olağan genel kurulu, 5-8 Ekim’de Bodrum’da gerçekleştiriliyor.

Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) organizatörlüğündeki genel kurulda, ürün raporları sunumlarının yanı sıra dünyadaki gelişmeler ele alınacak. Avrupa Baharat Birliği, baharat sektörünün işleme, pazarlama, dağıtım olmak üzere her aşamasındaki gelişmeleri yakından takip eden, bu anlamda Avrupa Birliği Komisyonu’yla yakın temas halinde olan, baharatlarla ilgili alınan kararlarda etkin rol alan bir kuruluş. ESA’nın yürüttüğü projeler ve yaptığı çalışmalar, tüm dünyadaki sektörle ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından yakından izleniyor. ESA’ya Ege Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği ile Ege Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin üyeliği bulunuyor. Türkiye, ESA üyeleri arasında üretici olma özelliğiyle farklılık arz ederken, üyelerin büyük bölümünü baharat ihracatçıları oluşturuyor. Şimdi bu genel bilgilerden sonra gelelim konumuza...

GÜNDEM ÇOK YOĞUN
Tarım ve gıda sektörünün Hürriyet Ege toplantıları çerçevesinde, Ege Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk ve Ege Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Nurettin Tarakçıoğlu ile bir araya geldik. Asıl gündem maddemiz olan ESA’nın genel kurulunu ve baharat sektörünü tartıştık. Muhammet Öztürk’e göre, böyle etkinlikler Türkiye’nin tanıtımı açısından çok yararlı oluyor. Çünkü, Türkiye bu ve benzeri etkinlikleri düzenlemede bir hayli başarılı. Her iki sektör temsilcisi de Bodrum toplantısı için çok iyi bir hazırlık döneminin yürütüldüğünü söylerken, Öztürk şu bilgileri veriyor: “Genel kurul oturumları ve ürün raporları sunumlarının yanı sıra, dünyadaki gelişmeler ve sektöre yönelik gündemler ile belirlenen konuşma başlıklarında Prof. Dr. Özgür Demirtaş Enflasyon, Paola Patruno Avrupa Birliği ile ilişki kurmada ipuçları, Tim Gumbel Baharat İthalatında Avrupa Birliği Regülasyonları başlıklarında sunumlar gerçekleştirecek. Bodrum Kalesi ve yeraltı müzesi turu, ebru workshop’ı, Türk yemek atölyesi ve daha birçok etkinlik planlamış bulunuyoruz.”

TÜRKİYE ÖNEMLİ OYUNCU
Türkiye’nin 2001 yılından beri üye olduğu ESA’nın yönetim kuruluna seçilen ilk Türk ihracatçısı olarak geçtiğimiz yıllarda ESA Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürüten Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Nurettin Tarakçıoğlu, “Dünyanın baharatçılarını Türkiye’ye getiriyoruz” diyerek söze başlıyor. Tarakçıoğlu, “Avrupa Baharat Birliği’nin (ESA) 2010 yılı olağan genel kurulu, EİB ev sahipliğinde Kuşadası’nda gerçekleştirilmişti. Genel Kurul için belirlenen ‘It’s spice it up again’ mottomuzdan da anlaşılacağı gibi 12 yıl sonra tekrardan ülkemizde EİB ev sahipliğinde tam da pandemi sonrasında bir araya gelerek, tarihi Baharat Yolu’nu yeniden canlandırıyoruz. Bu etkinlik Türk baharat sektörünün kendisini dünya devlerine tanıtabilmesi açısından son derece önemli bir fırsat. Baharat ihracatımızın yaklaşık yüzde 30’unu Avrupa kıtasına yapıyoruz. ESA’da Türkiye baharat sektöründe dünyada önemli bir aktör olarak temsil edilmeye başlandı” diyor.

BAHARATTA MERKEZ EGE
Tarakçıoğlu, özellikle Ege Bölgesi’nin Türkiye’nin baharat ihracatının merkez üssü olduğunu, Türkiye’nin baharat ihracatının yüzde 62’sini Egeli ihracatçıların başardığını vurguluyor, “2021 yılında Türkiye’nin baharat ihracatı yüzde 5 artışla 212 milyon dolar, Ege’nin ise yüzde 3 artışla 132 milyon dolar olarak gerçekleşti. 2022 Ocak-Ağustos döneminde ise ülkemizin baharat ihracatı 132 milyon dolara ulaştı. Ege Bölgesi’nden aynı dönemde 82 milyon dolarlık baharat ihracatı yapıldı. Türkiye ortalaması kg başına birim fiyat 1,38 dolar iken, Ege Bölgesi’nin kilogram başına birim fiyat ortalaması 3,15 dolar. Neredeyse arada 2,5 katı fark var. Ürünümüzün değerinde ihraç edilmesi, ederini bulması bizim için önemli. ESA 2022 yılı Olağan Genel Kurulunda başarılı bir sınav vermek için aylardır çalışıyoruz” diyor.

HEDEF 1 MİLYAR DOLAR

Yazının Devamını Oku

Toprak, su ve katma değerli ihracat

25 Eylül 2022
İZMİR, tarımsal hasıla büyüklüğü bakımından Konya ve Antalya’yla birlikte Türkiye’nin ilk üç ilinden biri konumunda. Hele gıda sanayii de dikkate alınırsa, İzmir ulusal tarım ve gıda sektörünün en önemli merkezi... Peki bölgede son durum nasıl? Tarımsal üretim ve ihracat yönünden nasıl gelişmeler var? Önümüzdeki yıllarda hangi konular ön plana çıkacak? İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen’le bu hususta uzun bir görüşme yaptım.


İZMİRLİ ÇİFTÇİ ÇOK BİLİNÇLİ
İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen, tarımın özellikle pandemi döneminde gerek dünya gerekse ülke genelinde stratejik bir sektör olarak tanımlandığını ifade ederek, tüm paydaşların tarımı artık gelecek gibi görmeye başlamasına dikkat çekiyor. İzmir’de üreticilerin bilinçli olduğunu kaydeden Özen, ilin tarımsal üretim açısından çok sayıda avantaja sahip olduğunu vurguluyor. Özen, “Bizim yaptığımız eğitim toplantılarına katılım yoğun, üreticilerimizin projelerimize ilgileri fazla. Yeniliklere çok açıklar. Kadın üreticilerimiz oldukça hevesli. Bu durum, başarısızlığın mazeretini ortadan kaldırıyor. Üretim alanında ve miktarında, çiftçi sayısında, desteklemelerde, eğitimlerde ve sahaya hakim olma konularında bir sorunumuz yok. Ancak tarımın geleceğini garanti altına almak için toprak ve suya sahip çıkmalıyız. Tarımı bu sayede büyüterek ayakta tutabiliriz. Aslında İzmir’de bu alanda da çok şanslıyız. Çünkü meslek odaları, borsamız ve ihracatçı birliklerimiz çok destek veriyor. Yerel yönetimlerin de yine bu alanda ciddi çalışmaları var” diyor.
TOPRAK VARSA TARIM VAR
Şehir planlaması yapılırken İzmir Tarım ve Orman Müdürlüğü ile istişare yapılması gerektiğinin altını çizen Özen, şehri büyütürken tarımsal alanların dikkate alınmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Özen, “Tarım arazilerinin dışında beraber planlama yapalım. Toprak varsa tarım var. Su ve toprak kısıtı olan yerlerde topraksız tarım uygulamaları yapılıyor. Elbette önemli bir seçenek ama yatırım maliyetleri çok yüksek. İzmir’de taş dikersen yeşeren bir toprak var. Gerçekten de İzmir coğrafi açıdan büyük avantajlara sahip, dağları bile bereketli. Birçok bölgede üç ürün alıyoruz” diye konuşuyor.
BASINÇLI SULAMAYA DESTEK
Dünyada susuzluk sorununun giderek büyüdüğünü ifade eden Özen, İzmir’deki barajlarda doluluk oranlarının yağışlara bağlı dönemsel olarak arttığını kaydediyor. Buna rağmen yine de susuzluk sorununun hep gündemde olduğunu belirten Özen, şöyle devam ediyor: “Barajlar ne kadar dolu olursa olsun bu su miktarı üretim sezonu boyunca yetmeyebiliyor. Sulama sistemlerini kesinlikle değiştirmeliyiz. Salma sulama sistemini uygulama lüksümüz yok. Destekleme modelleri ve eğitimler ile çiftçileri basınçlı sulama sistemine teşvik ediyoruz. Her yıl ilk 2 ay 60 günlük süreyle ilana çıkıyoruz. 1 milyon liraya mal olan projenin yüzde 50’sini hibe veriyoruz. Çiftçiler su yokluğunu henüz çok fazla hissetmiyor. Fakat bir süre sonra bunu hissettiklerinde basınçlı sulama sistemlerine geçmeleri mutlaka gerekecek. Bu durumda var olan suyun ömrünü uzatabilmek büyük önem kazanıyor. Çiftçilerimiz bir an önce bu sisteme geçmeli. Söz gelimi, pamukta denemeler yaptık. Başarılı olduk. Basınçlı sulama sisteminin il geneline yayılmasını şart görüyoruz. Toprak ve suya sahip çıkarsak İzmir’de tarımın geleceği açısından hiçbir sorun yok. Ürünlerin pazarlanmasında da sıkıntımız yok. Girdi maliyetleri yüksek olsa da üreticiler kazanıyor.”

Yazının Devamını Oku

Dünya Arıcılık Kongresi Türkiye’de yapıldı

15 Eylül 2022
GEÇTİĞİMİZ günlerde İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşen 47. Apimondia - Dünya Arıcılık Kongresi, uluslararası ve Türkiye arıcılık sektörünü bir araya getirdi.

 

Bu önemli etkinlikte, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği (TAB) Başkanı Ziya Şahin ile konuştum. “47. Apimondia Kongresi Rusya’nın Ufo şehrinde yapılacaktı. Ancak Ukrayna savaşının ortaya çıkmasıyla Apimondia - Dünya Arıcılar Birliği bu kongreyi Türkiye’de yapmaya karar verdi” diyerek söze başlayan Ziya Şahin, “47. Apimondia Kongresi’nin Türkiye’de yapılmasında en büyük etken, bundan önce TAB tarafından düzenlenen 45. Apimondia Kongresi’ne etkinlik tarihinde yaklaşık 13 bin 500 kişinin katılımıyla bugüne kadar görülmemiş bir ilginin olması ve organizasyonun çok başarılı bir şekilde yapılması. 134 ülkeden yaklaşık 4 bin kişinin katıldığı 47. Apimondia Kongresi ise Dünya Arıcılar Birliği tarafından düzenlendi. TAB olarak kongrenin hiçbir şekilde içeriğine müdahil olmadık. Ancak bizden destek istediler, biz de Bakanlık nezdinde gerekli görüşmeleri ve desteği sağladık” diyor.

ARICILIKTA SÖZ SAHİBİYİZ
Bilindiği üzere, Türkiye küresel düzeyde önemli bir arıcılık ülkesi. O kadar ki hem bal üretimi hem de kovan sayısı itibarıyla dünyada Çin’den sonra ikinci sırada. Söz konusu büyük potansiyele ilişkin görüşünü paylaşan Şahin, ülkemizde 12 bin dolayında bitki taksonu bulunduğunu vurgulayarak, “Bu bitkilerin 3 bin 640’ı Türkiye’ye endemiktir. Bu sayede Anadolu coğrafyasından elde edilen arı ürünlerinin kalitesi çok yüksek ve diğer coğrafyalarda üretilen ürünlere göre en az 3 kat daha yüksek biyolojik aktivite gösterdiğini biliyoruz” ifadesinde bulunuyor.

ÇOK SAYIDA YABANCI KONUK KATILDI
Şahin, son olarak şu değerlendirmeyi yapıyor: “Kongre boyunca yerli ve yabancı konukları ağırladık. Türkiye’nin değişik bölgelerinden getirilen bal çeşitlerinden konuklara tadım yaptırdık, bilgi verdik. Kongreye, Tarım ve Orman Bakanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Macaristan Tarım Bakanı Istvan Nagy, Gürcistan Çevre Koruma ve Tarım Bakan Yardımcısı Giorgi Khanishvili, Apimondia Başkanı Jeff Pettis, Tarım ve Orman Bakanlığı Arıcılık ve Kanatlı Daire Başkanı İslam Köse, Gürcistan, Almanya, Ukrayna ve Kore Arıcılar Birliği Başkanları, yerli ve yabancı akademisyenler ile çok sayıda ülkeden yetiştiriciler katıldı. Tarım Bakanımızın, kongrenin açılışına katılması, ve ‘Arıcılarımızla birlikteyiz’ mesajını vermesi bizleri oldukça memnun etti.”

Yazının Devamını Oku

Beyaz altın geri dönüyor

23 Ağustos 2022
İYİ Pamuk Uygulamaları Derneği (IPUD) Başkanı Fuat Tanman, “Çiftçinin pamuğun beyaz altın değerinde olduğunu tekrar hatırladığı ve üretimden vazgeçenlerin bile geri dönmeye karar verdikleri bir yıl yaşadık” diyerek söze giriyor.

 

Geçtiğimiz yıl pandemi, uluslararası lojistik krizi ve Çin’in stok yapma politikası gibi sebepler nedeniyle pamuk fiyatlarının diğer emtialarla birlikte zirve yaptığını söyleyen Tanman, diğer yandan geçen yıl görece olarak düşük kalan maliyetlerin bu yıl birkaç katı yüksek oluşu dolayısıyla üreticinin kar marjının düşeceğini öngörüyor.
STRATEJİK ÜRÜN PAMUK
IPUD Başkanı Tanman’a, pamuğun Türkiye’de ekonomi politikasını yürütenler tarafından ‘stratejik ürün’ şeklinde görülüp görülmediğini sordum. Tanman, “Bildiğiniz üzere ülkemizde üretilen pamuk maalesef iç tüketimi karşılamıyor. Pamuğu ‘stratejik ürün’ görmediğimiz için üretimimiz azalmakta, buna karşılık ithalatımız artıyor” diye cevap verdi. Gerçekten de gün geçtikçe talebi artan nitelikli pamuk yani sürdürülebilir pamuk da ne yazık ki yeterli değil. Tanman da bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Toplam pamuk üretimi geçen sezon yaklaşık 800 bin ton oldu. Tüketim 2 milyon ton civarında olduğu için ithalat da 1,2 milyon tona yaklaştı. Bu da ülkemizin cari açığına, bu yılki emtia fiyatlarıyla navlun ve sigorta maliyetleri eklendiğinde, yaklaşık 4 milyar dolarlık negatif etki yapıyor. Aynı zamanda bu ithalat kalemi firmalarımızın dış ticaret finansman ihtiyacını da artırıyor.”
1 MİLYON TON HEDEFİ
Yine de iyi gelişmeler yok değil. Bu çerçevede Tanman’ın verdiği bilgiler şöyle: “Bu sezon Türkiye pamuk rekoltesinin yüzde 25-30 kadar artış göstermesini bekliyoruz. Hele, tarla verimlerimiz de geçen sezon gibi gelirse, 1 milyon ton hedefini yakalayabiliriz. Aslında ülke olarak pamuk üretimini konvansiyonel pamuktan çıkarıp, artık sürdürülebilir üretime geçirmeliyiz. İyi Pamuk yani Better Cotton gibi sürdürülebilir ve izlenebilir yöntemlerle üretilen pamuğa hızlıca geçiş yapmalıyız. Dünya çapında 2020-21 pamuk sezonunda, 24 ülkede 2.2 milyon çiftçi tarafından 4.7 milyon ton İyi Pamuk (Better Cotton) üretildi. Geçen yıl yani 2021’de 260 marka toplamda 2.5 milyon ton İyi Pamuk tedarik etmiş bulunuyor. Bu konuda 2013 yılından itibaren çalışan ‘IPUD’ verilerine göre ülkemizde 2021-22 pamuk üretim sezonunda yaklaşık 67 bin ton ‘iyi pamuk’ lisanslı pamuk üretimi gerçekleştirdik. Erken sezon verilerine göre ise 2022-23 sezonunda da 2 bin 995 çiftçi yaklaşık 113 bin ton üretimle lisanslama sürecine girmiş olacak.”
Samimi dileğimiz, beyaz altın pamuğun hak ettiği değeri bulması...

***

Yazının Devamını Oku

Mustafa Özen: Haftada 6 gün çalışıyoruz

9 Ağustos 2022
İZMİR İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen, “İzmir’in büyük tarım ve gıda potansiyelini iyi biliyoruz. Temel amacımız, bu potansiyeli en verimli ve etkin biçimde değerlendirmek” diyor.



“Tarım teşkilatı olarak İzmir’in tamamında 7/24 sahada olan, haftanın 6 günü çalışan ve üretimin kalbine inen farklı bir çalışma yöntemine sahibiz” açıklamasını yapan Özen, “İzmir tarımının ülke tarımına katkısının ne demek olduğunun bilincindeyiz. Biz her türlü destekle yanınızdayız. Çiftçimiz yeter ki istesin. Üreticilerimizin her isteği bizim için yepyeni bir motivasyon anlamına geliyor” diye konuşuyor.
DESTEKLERE DEVAM EDECEĞİZ
Geçtiğimiz hafta Bergama’da ‘Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı’ kapsamında destekleme almaya hak kazanan 43 çiftçiye hibe edilen makine ve ekipmanlarının teslim töreninde konuşmada Mustafa Özen, bütün dünyada tarımın artık stratejik bir sektör haline geldiğini söylüyor. Özen, sektörü ayakta tutmak için verilen desteklerin önemli olduğunu belirterek, şu bilgileri paylaşıyor:
“2002 yılından itibaren İzmir’in tamamında Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından toplamda 6.1 milyar lira destekle tarımın en büyük destekçisiyiz. 30 ilçemizde olduğu gibi Bergamalı üreticilerimizin üretimini destekleme noktasında da bu destekler çok kıymetli. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı da 2006’dan beri devam ediyor. Bergama’da da 2021-2022 hibe desteğinden yararlanan projelerimizin makine-ekipman dağıtımlarını yaptık. Hedefimiz desteklemelerden faydalanan üretici sayımızı artırmak. Çünkü bu zor dönemlerde üreticimizin yanında olmamız gerekiyor. Bergama’ya 2021’de verdiğimiz 104 milyon TL tarımsal destekleme, 2002 yılından beri vermiş olduğumuz yaklaşık 850 milyon TL destekleme, bizim üreticimizin yanında olduğumuzun bir göstergesi. Daha fazla katkı yaparak yanınızda olmak istiyoruz. Yeter ki çiftçimiz bizden destek istesin.”

***

Yazının Devamını Oku

Kanatlı sektöründe sıkıntı büyük

2 Ağustos 2022
Beyaz et ve yumurta üretiminde, diğer ifadeyle kanatlı sektöründe Türkiye, dünyanın önemli oyuncularından biri konumunda. Küresel verilere bakarsak 2020 yılı itibarıyla dünyada toplam et üretimi 325 milyon ton. Bu miktarın yaklaşık yüzde 41’i kanatlı eti. Ülkemizde 2021 yılı kanatlı eti üretimi ise 2.3 milyon ton. Türkiye bu performans ile dünyada 10’uncu sırada. Yumurta üretiminde de yaklaşık 20 milyar adet ile yine 10’uncu sırada yer alıyor. Söz konusu rakamlar gerçekten göğüs kabartıcı. Ancak son gelişmeler karşısında sektör temsilcilerinin görüşleri de pek iyimser değil.

 

SEKTÖRDE İŞ BİRLİĞİ

İzmir bölgesinde kanatlı sektörü temsilcileri, bu defa Hürriyet Ege Sektör Toplantıları çerçevesinde bir araya geldi. İlk sözü alan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Bayraktar, bu alanda özellikle üniversite - sanayi iş birliğinin önemine dikkat çekiyor. Üniversite - sanayi iş birliğinin her sektör için olduğu kadar kanatlı sektörü için de önem taşıdığını söyleyen Doç. Dr. Bayraktar, “Dolayısıyla bu toplantıyı çok değerli buluyorum. Aslında bizlerin böyle sektörel buluşmaları ihmal etmememizde büyük fayda var. Son gelişmeleri birbirimizle görüşmeli ve tartışmalıyız. Kendi adıma şunları söylemek isterim: Fakültemizde eğitim kalitesini yükseltmeyi hedef seçtik ancak hala beklentileri karşılamakta sorun yaşıyoruz. Pandemi sürecinde yüz yüze eğitim konusunda büyük aksamalar oldu. Yanı sıra İngilizce konusu da bir sorun olarak devam etmekte” diyor.

KENDİ IRKIMIZI GELİŞTİRELİM

Veteriner Hekimler Odası (VHO) İzmir Şubesi Genel Sekreteri Erdal Tokmak’a göre, veteriner hekimlik mesleği güvenli gıda zincirinde çok ciddi bir rol oynuyor. “Ne var ki meslek olarak hak ettiğimiz yerde değiliz” diyen Tokmak, “Devlet bizleri sağlık kurulunda kabul etmiyor. Bunun mantığı nedir? Diğer yandan sayısı artan veteriner fakültelerini de gerçekçi bulmuyoruz. Fakülte sayısının artışı kesinlikle yarar getirmez. Tarımda maalesef dışa bağımlıyız. Aşı ve ilaçta da öyle. Yine damızlıkta birkaç ülke tamamen ön planda. Neden kendi ırklarımızı geliştirmiyoruz? Bölgemiz kanatlı sektörü bakımından fazlasıyla önemli. Bu yönüyle üretimi mutlaka artırmalıyız. Bunun için de yeni kümes yapımına yönelmemiz şart. Aksi halde üretim nasıl artacak? Tabii bu süreçte üretim maliyetleri sorununu göz önüne alarak, yem bitkileri açısından üretim planlamasını da çok stratejik görüyoruz” şeklinde konuşuyor.

AÇIĞA MAL VERİYORUZ

Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit ise tarımsal üretimde iklim faktörünün altını çiziyor. Türkiye’nin bu yönden çok avantajları olduğunu belirten Girit, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hangi ülkede ne üretileceğine artık iklim karar veriyor. Dünya böyle bir döneme girdi. Ama Türkiye’nin avantajları çok fazla. Bu çok iyi değerlendirilmeli, bunun için üretimde planlamaya büyük ağırlık verilmeli. Bu açıdan baktığımızda, tarım ana politikasında ciddi yanlışlar bulunuyor. İhracat tarafında çok daha iyiyiz. Söz gelimi, bize özgü bir uygulama bu ancak açığa mal verebiliyoruz! İhracatçı Birliğimizin dış satışlarında yüzde 33 artış var. Bu arada bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Sofralıkta değil ama damızlık yumurta ihracatında azalma görüyoruz. Çünkü pazarda doyma başladı, başka bir ifadeyle çevre ülkeleri damızlığa doyurduk. Diğer bir konuya gelirsek, üretim artışını sağlamalıyız. İhracatçı olarak kur artışlarına karşı kendi pozisyonumuzu alabiliyoruz.”

HAMMADDE SORUNU BÜYÜK

Yazının Devamını Oku