Çiğdem Toker

Keçiörengücüspor ne kadar vergi ödüyor

12 Şubat 2008
GEÇEN hafta daha önce ayırttığımız otobüs biletini, firmasından almak üzere AŞTİ’ye giderek otoparka girdik.

Karayolları Taşıma Yönetmeliği’nde "25 dakikayı geçmeyen giriş ve çıkışlarda özel otomobillerden hiçbir şekilde ücret alınamaz" hükmü var.Yakın bir zamana dek, AŞTİ’de yönetmelik hükmü dikkate alınmıyor, 5 dakika bekleseniz bile sizden 3 YTL otopark parası tahsil ediliyordu.

Ulaştırma Bakanlığı’nın uyarıları ve Çankaya Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı’nın kararıyla fiili durum yasalara uygun hale getirildi.

Şimdi uygulama şöyle: Bekleme süreniz 25 dakikanın altındaysa sola dönüyorsunuz ve gösterilen yerde bekliyorsunuz. Sizden ücret alınmıyor.

Bekleme süreniz 25 dakikanın üstündeyse sağdaki otoparka girip, 3 YTL’den başlayan ücretleri ödüyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

’Taşınma’ beş yılı alır

5 Şubat 2008
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, geçen hafta Enflasyon Raporu’nu açıklamak üzere basın toplantısı yaptı. Soru-cevap bölümüne geçildiğinde "taşınma"ya dair soru yönelttik. Yılmaz, "Bu konuda çok soru geleceği anlaşılıyor" deyip sorusu olan herkese söz verdi. Altı ayrı soru yöneltildi. Hiçbirinin içeriği birbirine benzemiyordu.Ama Başkan, toplu ve tek bir cevapta kararlıydı:

"HERKES" VURGUSU

Yılmaz,
Merkez BankalarIaçısından en önemli konunun beklenti yönetimi olduğunu belirtip herkesi para politikasının güvenilirliği, saygınlığı konusunda tereddüde yer vermemeye çağırdı.

Herkesi...

Başkan Yılmaz’ın farklı sorulara verdiği bu standart yanıtın, incelikle düşünülüp tartılmış bir mesaj olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen de Bakan Şimşek ile Başkan Yılmaz’ın, Davos’ta yaptığı görüşmede mutabık kaldıkları bir tutum bu. Noktası virgülüyle değil elbet ama hiç değilse tema olarak.

"Türban" tartışması, gündeme olanca ağırlığıyla yerleşmeseydi, bu yanıtın "taşınma" tartışmasını soğutup rafa kaldıracağını söylemek mümkündü. Ama gerek kalmadı. Taşınma konusunu bir süre unutacağa benziyoruz.

Kaldı ki, bu konulara kafa yormuş bir duayenin saptamasına göre bu taşınma dört-beş yıldan erken olamayacak. Çünkü:

"Merkez Bankası’nın faaliyet göstereceği nitelikteki bir yapı prestij binasıdır. Bu kategorideki binanın proje yarışması, Seçimi, inşaat ihalesi, güvenlik özellikleri ve sanatsal nitelikleri dikkate alınarak yapılacak inşaat ciddi zaman alır. Proje seçimi en az bir yıl, ihale ise altı ayda yapılabilir. TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın ’İnşaat iki-üç yılda biter’ sözünü de dikkate alırsanız, buyrun size beş yıl..."

Ödediğimiz vergilere inanıyor muyuz?

Vergi ödemek ile inanmak arasında bir ilişki var.

ODTÜ Endüstri ve Örgüt Psikolojisi Yüksek Lisans Programı’nı izleyen Elif Tuay ile İnci Güvenç, bu ilişkiyi bilimsel açıdan merak etti.

Kapsamlı bir anket hazırladılar. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) da bu anketi kitaplaştırdı.

Mükellef Eğilimleri Anketi’nin 35. sorusunda "Ödediğim verginin ülkenin ihtiyaç duyulan alanlarına harcanacağına inanıyorum" diye bir ifade vardı.

Katılımcıların yüzde 26.5’i bu ifade için "Ne katılıyorum ne katılmıyorum", yüzde 23.4’ü "Katılıyorum", yüzde 21.9’u "Kesinlikle katılmıyorum",yüzde 17.9’u da "Katılmıyorum" yanıtını verdi.

Yani vergi yükümlülerinin yüzde 89.7’sinin içi, ödediği vergilerin harcandığı yerler konusunda rahat değil. Yükümlü vergiyi ödüyor ama ülkenin ihtiyacı için harcandığına inanmıyor.

Bu yüksek oran şu öneriyi getirmiş: GİB’nın, vergisini düzenli ödeyen yükümlüye "verginiz şuralara harcanmıştır" diye bilgi notu göndermesi tavsiye ediliyor. Böyle bir notun GİB’in şeffaflığını arttırırken, yükümlünün vergiye gönüllü uyumuna yardımcı olacağının altı çiziliyor.

Bilimsel bir anketteki bu öneriyi şöyle okumak da mümkün:

Şeffaflık, sadece elektronik ortama çok miktarda rakam yüklemek anlamına gelmiyor...

Faizler ve dokuz ölü

27 Ocak 2008 sabahı Kütahya’daki tren kazasında dokuz kişi öldü.

Kazanın ardından Hürriyet’te Çilem Kaya imzasıyla çıkan haber çarpıcıydı: TCDD, rayların fotoğraf ve filmlerini çekerek denetim yapan "Yol ve Katener Muayene Makinası adlı cihazı, Hazine uygun bulmadığı için satın alamamıştı.

Ve haberde açıkça yazmasa da anlıyorduk ki, bu araç TCDD’nin elinde olsa, kazaya gerekçe gösterilen o "kırılan conta" nın sorunlu olduğu önceden saptanabilecekti. TCDD yetkilileri cihazın, hem hızlı tren hem de bütün demiryolu ağının denetiminde kullanılabileceğini söylüyor.

Hazine’yi aradık. Aldığımız yanıt şu oldu:

"Evet, cihazın alınması için sağlanacağı bildirilen Avusturya kredisinin faiz oranları yüksek olduğu için uygun bulmadık. Ama bize sadece İstanbul-Ankara hızlı tren diye başvurulmuştu."

Bu dramatik yanıt karşısında tekrar sorduk, "Bütün sistemi kavrayan bir cihaz olduğu bildirilse sonuç daha mı farklı olurdu?"

Yanıt şöyle geldi: "Bize İstanbul-Ankara hızlı treni dendiği için acil bir ihtiyaç olarak algılanmadı. Kaldı ki TCDD, bu kadar kritik ve hayati önemi bulunan bir cihazı kendisi de alabilirdi..."

Bir krediyi faiz oranları yüksek diye reddin arkasında kuşkusuz ülke çıkarlarını gözetme saiki var. Ama...

Kurumlar, masalar, imzalar ve rakamlar arasında eriyip kimliksiz hale gelen bir sorumluluk...

Bürokrasiyle sönen hayatları daha ne kadar seyredeceğiz?
Yazının Devamını Oku

Yaşlılık da küreselleşecek

22 Ocak 2008
Prof. Serdar Sayan, TOBB ETÜ öğretim üyesi. Sayan’ın bir makalesi, geçtiğimiz ay Nobel ödüllü iktisatçılarla aynı uluslararası seçkiye alındı.

Yalnızca para ve sermaye hareketlerinin değil, yaşlılığın da küreselleştiğini anlatarak ezber bozan bu makale, "Nüfus Yaşlanmasının İktisadi Analizinde Yeni Gelişmeler" başlığını taşıyor.

"Critical Writings in Economics" (İktisatta Kritik Yazılar) cildi, İngiltere ve ABD’de eşanlı olarak yer aldı. Seçkide Nobel ödüllü iktisatçılar, Gary Becker, Robert Barro, Laurence Kotlikoff’un araştırmaları da bulunuyor.

Zengin ülkelerdeki nüfus yaşlanmasının, genç nüfus oranı -bizimki gibi- yüksek "gelişmekte olan" ülkelere etkisini inceleyen araştırma şöyle diyor:

ÇOK TÜKETİM AZ BİRİKİM

Zengin ülkelerdeki yaşlı nüfus, çok tüketir az biriktirir. Örneğin Japonya nüfusu, 2050’ye kadar 17.9 milyon kişi azalacak. 60 ve üzeri yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı yüzde 42’ye çıkacak. Çalışma yaşındaki Japonların sayısı sadece azalmayacak. Emeklilere oranı yaklaşacak.

Bu 2050’ye dek 10 milyon göçmene ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor.

Dahası bu gelişmenin benzerleri AB alanındaki pek çok Avrupa ülkesinde de yaşanacak,

BÜYÜK GÖÇ MÜ GIDA İTHALATI MI

Prof. Sayan, bu aşamadaki kritik sorunu ise sorumuz üzerine şöyle açıyor:

"Gelişmiş ülkeler gerçekten de bu kadar büyük çapta bir göçe izin mi verecekler? Yoksa sanayi ürünleri ve gıda ithalatlarını arttırarak, gelişmekte olan ülkelerdeki iş imkanlarının yaratılmasına katkıda mı bulunacaklar?"

Özetle Prof. Sayan, küreselleşmenin hayatımızı, sadece Amerikan konut piyasasındaki gelişmeler ve bunların ABD faiz oranları ya da euro-dolar paritesinde yaratacağı günlük-haftalık değişiklikler veya Brezilya borsasındaki anlık iniş-çıkışlar yoluyla değil, çok daha uzun dönemde de etkileyeceğinin altını çiziyor.

Hükümetin iki bakanı Nazım Ekren ile Beşir Atalay’ın dün birlikte açıkladıkları Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ndeki öncü bilgilerdene birisi de Türkiye’deki 70 milyon 586 bin 256 kişilik nüfusun yarısının 28.3 yaşından küçük olduğuydu...

Yaşlanmanın küreselleşmesini bu veri ışığında okumak daha anlamlı hale geliyor.

Tapu yolsuzluğunda tek kusur memurda değilmiş...

Ankara Keçiören ile İzmir’de ortaya çıkarılan tapu yolsuzluğunda kritik bir ayrıntı gözden kaçmasın istedik.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yetkilileri, hafta boyunca basına yaptıkları açıklamalarda "emlakçı" gerçeğinden sözetti.

Satır aralarında kalan buu konuyu Bakanlık’tan bir yetkiliyle konuştuk.

Adının açıklanmaması kaydıyla yaptığımız sohbette, Bakanlık yetkilisi, tapu yolsuzluğuna şu pencereyi açıyor:

"Tek suçlu tapu memuru gibi gösteriliyor ama öyle değil. Bu sistemden en çok vatandaş memnun. Olay emlakçı-ile vatandaşın gönüllü katılımıyla yaygınlaşıyor. 200 milyarlık devir yaparken üç gün beklememek için 50 milyonu gözden çıkarmaya hazır çok vatandaş var. Bunu da emlakçılar teşvik ediyor."

"Emlakçılar böyle bir yolu neden teşvik etsin ki?"
sorumuza ise şu yanıtı alıyoruz:

"Çünkü gayrımenkul alım satımının kendine has özellikleri var. Alıcı ya da satıcıdan birinin, işlemden her an cayma ihtimali yüksektir. Emlakçı da işi bu olduğu için cayma riskini üstlenmek istemez. O zaman da incelemesi üç gün süren bir işi, ’Ben bir günde ya da iki saatte hallederim’ diyor ve 50-100 milyonu tapu memuruna veriyor. Yani aslında bu usulsuzluk vatandaşın gönüllü katılımıyla oluyor."

Ankara’daki emlakçıların bu konuda bir diyecekleri olabilir diye aktardım.
Yazının Devamını Oku

Ankara’da orta sınıfı eritmek

15 Ocak 2008
Merkez Bankası, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıfbank’ı İstanbul’a taşımanın, Ankara’ya 1.5 milyar dolar kaybettireceği hesaplanıyor. Bu hesabın Ankara için ölçülebilir bir anlamı var şüphesiz.

Fakat şu küresel dünyada, rakamla ölçülemeyecek değerler de halen mevcut.

40 bin çalışanıyla, başta "bankaların bankası" Merkez Bankası olmak üzere dört bankanın gitmesi, Ankara’da, zaten nicelik ve nitelik dönüşümü geçiren orta sınıfın erozyona uğraması anlamına geliyor.

Çünkü -tanımı üzerinde mutabakat olmasa da- banka çalışanları "orta sınıf" mensubudur.

Orta sınıf; demokrasi, insan hakları, laiklik, kültür, sanat, edebiyat gibi değerlere görece hassas; hiç değilse, bu değerlere sahip çıkacağı varsayılan bir kesimdir.

Bankaların Ankara’dan gitmesi, daha az insanın sinema ve tiyatro için bilet alması, daha az insanın kitapçıya gitmesi anlamına da geliyor.

Öte yandan bir banka çalışanı, ne kadar mütevazı maaşlar alırsa alsın, kömür, erzak, giysi yardımı yapan kurum, kuruluş ve derneklerin hedef kitlesi içinde yer almaz...

Yeni bozkıra selam olsun...

Merkez Bankası ve ’hizmeti ayağa götürmek’!

Başbakan Tayyip Erdoğan’
ın, 10 Ocak’taki basın toplantısında "Merkez Bankası çalışanları İstanbul’a gitmek istemiyor. Bunun sizin için bir anlamı var mı?" sorumuza verdiği uzunca yanıtın içinde şöyle bir bölüm vardı

"Bu, onları hem rahatlacak hem de hizmeti ayağa götürme anlayışından hareketle, Merkez Bankası’nın oradaki gücü çok daha farklı bir konuma gelecektir."

Bu değerlendirme, Başbakan’ın Merkez Bankası’na nasıl baktığı konusunda önemli ipuçlar içeriyor. Bir metin analizi yapıp, yukarıdaki cümleleri, karşıtından hareketle değerlendirecek olursak, çıkan sonuçlar şöyle:

* Merkez Bankası’nın rahatlamaya ihtiyacı var. Bunun için İstanbul’da olmalı.

* Merkez Bankası’nın hizmeti ayağa götürmesi gerekiyor.

* Merkez Bankası Ankara’da yeterince güçlü değil.Daha güçlü olabilmesi için İstanbul’da, İstanbul’a gidecek diğer bankalarla yanyana olması lazım.

Bu üç önerme arasında en çok dikkat çekeni ise "Hizmeti ayağa götürme anlayışı"

İlk görevi fiyat istikrarı, yani enflasyonla mücadele olan Merkez Bankası’nın hangi hizmeti kimin ayağına götürmesi gerekiyor, anlamak mümkün değil.

Merkez Bankası, bir mevduat ya da yatırım bankası mı ki, müşterilerin ayağına eleman göndersin?

İşin ilginç tarafı, Merkez Bankası da bu sorunun yanıtını merak ediyor.

Kıyametin koptuğu bu dönemde onları ne arayan var, ne de fikirlerini soran.

Başkan Gökçek’ten OSB’ler için manidar yanıt

İzleyen
okuyucularımız hatırlayacaktır: Bu köşe geçen hafta "Sanayici Gökçek’ten memnun!" başlığıyla çıktı.

O yazıda ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in Ankara milletvekilleri ile kenti yönetenlere verdiği yemekte geçen bir diyalogu aktarmıştık.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek’in de katıldığı yemekte, Özdebir’in "Bizim sayın başkanla halledemeyeceğimiz bir problem yok. Ama Organize Sanayi Bölgesi (OSB) için 500 metre yol istemiştik onu yapmadı" dediğini.

Fazıl Güleken aradı.

Güleken, Büyükşehir Belediyesi CHP Grup Başkanvekili.

Güleken, Başkan Gökçek’in daha önce OSB’leri "rant kapısı" diye nitelediğini anımsattı. Ve kendilerinin de bunun üzerine, soru önergesiyle konuyu gündeme getirdiklerini aktardı.

Başkan Gökçek, Güleken’in 8 Ekim 2007 tarihli soru önergesinde "’OSB’ler rant kapısına dönüştü’ derken neyi kastediyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı vermiş:

"Siz neyi anlıyorsanız onu kastediyoruz"

Ben ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in yerinde olsam 20 Kasım 2011 tarihli ve resmi nitelikteki bu yanıta alınırdım.

Çünkü Özdebir, Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini de yürütüyor.

OSB’ler kendi yağlarıyla kavrulmayı bilecek

Başkan Gökçek, aynı önergedeki bir başka soruya yanıtında da OSB’lere karşı olmadığını, buna karşılık, belediye sınırları içinde OSB’lerin belediye yetkileriyle donatılmasına karşı olduğunu söylüyor.

Ve ekliyor: "Madem ki OSB’ler belediye yetkilerini haizdir. Kendi yağlarıyla kavrulmayı öğrenmeleri gerekmektedir."
Yazının Devamını Oku

Hükümetin ekstra zamdan haberi yoktu

8 Ocak 2008
24 Aralık 2007: Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, elektriğe konutlarda yüzde 15, sanayide ise yüzde 10 oranında zam yapılacağını, buna ilişkin kararnamenin Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılacağını açıklıyor. 3 Ocak 20008 - A.A’dan geçen haber, zammın aslında yüzde 19.7 olduğunu bildiriyor. Ve "meğerse" diyor vatandaşlar: "Elektriğin bir de perakende tarifesi varmış."

EPDK, Bakanlar Kurulu’nun yaptığı zammın üzerine, "dağıtım, iletim ve perakende satış hizmet bedellerini" ekliyormuş.

Burada temel soru şu: Zam oranı yüzde 19.7’ye yükselecekse, zam oranı bir Bakanlar Kurulu toplantısından sonra neden yüzde 15 olarak ilan edildi?

EPDK’nın bir yıl önce çıkardığı bir tebliğe göre özel bir hesap yapması gerekiyorduysa, vatandaşı bundan önceden haberdar etmek gerekmez miydi?

Acaba, Bakanlar Kurulu’nun önüne zam gereğiyle ilgili çalışma giderken, kararname hazırlanırken, kabine üyeleri EPDK’nın böyle bir hesap yapıp zam oranına ekleyeceğini biliyorlar mıydı?

Biliyorlarsa neden kamuoyuna yüzde 15 diye açıklandı?

Ortaya çıkan yüzde 19.7’lik zam ile bize biraz ayıp edilmedi mi?

Yok eğer bilmiyorlarsa, Bakanlar Kurulu’nu kim yanılttı ve Hükümetin de halkı yanıltmasına yol açtı?

Bu soruları yöneltmek üzere,4 Ocak 2008 cuma günü iki sayın bakanı aradık: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek.

İki sayın bakan ile de görüşme imkanı olmadı.

Ancak, o gün İstanbul’da bulunan Sayın Güler’in -her ne kadar ertesi gün bir başka gazetede "Bizim elektrik AB’den hala ucuz" diye demeci çıksa da- , biz kendilerini aradıktan hemen sonra kendilerinin de Ankara’daki enerji bürokratlarını arayıp, bizim kendisine yönelteceğimiz sorularını aynısını onlara yönelttiğini haber aldık....

Tersini açıklarlarsa düzeltmeye hazırım: Hükümetin, yüzde 15 zam yaparken, bu zammın yüzde 19.7’ye çıkacağından haberi yoktu...

Elektriğe enflasyon zammı bir varsayım için konmuştu

ZAMMIN içinden çıkan sürpriz zam, 21 Aralık 2006’da yayımlanan bir tebliğe dayanıyor.

Bu tebliğ, 20 elektrik dağıtım şirketinin 2007’de özelleştirileceği varsayımı altında çıkarılmıştı.

Özelleştirme öncesinde şirket bilançolarını olabildiğince zarardan arındırmak amacıyla enflasyon farkının zamma eklenmesi öngörülüyordu.

Yani o zaman plan öyleydi.

Fakat bu tebliğ yayımlandıktan çok kısa bir süre sonra, yani yaklaşık bir yıl önce Başbakan Tayyip Erdoğan ansızın fikir değiştirdi.

Bir yurtdışı gezi dönüşünde uçakta, dağıtım şirketlerinin 2007’De özelleştirilmeyeceğini açıklayıverdi. Elektrik dağıtımı şirketlerinin bu yıl özelleştirilip özelleştirilmeyeceği ise meçhul.

Özet: Yüzde 15 derken yüzde 19.7 çıkan zammın 4.7’lik kısmı, özelleştirme hesabıyla konan ancak özelleştirme olmayınca -bir parça- açığa düşen bir kuralın bizlere armağanıdır.

Ankaralı sanayici Gökçek’ten memnun!

Ankara Sanayi Odası Başkanı (ASO) Nurettin Özdebir, Ankara milletvekilleri ile Başkent’i yönetenlere bir yemek verdi.

ASO’nun vekillere 10 yılı aşkın bir süredir verdiği bu geleneksel yemek, Ankara’nın sorunlarını yumuşak bir atmosferde tartışmayı hedefler.

Geçen hafta Swiss Otel’deki yemeğe 29 milletvekili davetliydi.

23 Ankara milletvekili, aynı zamanda Ankara milletvekili olan üç bakan Cemil Çiçek, Zafer Çağlayan ve Sait Yazıcıoğlu, Vali Kemal Önal, Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de katıldı.

Gökçek, metronun tamamlanmadığı eleştirilerine karşı 1 milyar dolara ihtiyaç olduğunu, bu paranın da kendilerinde olmadığını, merkezi hükümet bütçesinden aktarılmasını istediklerini ama sonuç alamadıklarını, şimdi de satıaş çıkardıkları Başkent Doğalgaz’dan gelecek gelirle tamamlamayı umduklarını söyledi.

Mamak çöplüğünün koktuğunu hatta bu kokunun Çankaya’ya kadar uzandığı eleştirisine ise "Üstünü kapattık. Kokmuyor. İsterseniz sizi götürüp gezdireyim" demiş.

Öğrendiğimiz bir anekdotu daha paylaşalım:

Yemekte CHP’li Yılmaz Ateş "Eskiden, Sayın Melih Gökçek’in bulunmadığı toplantılarda sanayiciler şikayet ederdi. Anlaşılan Ankaralı sanayicilerin Sayın Gökçek’le hiçbir sorunu kalmamış" demiş.

ASO Başkanı Nurettin Özdebir de "Bizim sayın başkanla çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yok. Sadece Organize Sanayi Bölgesi’ne 500 metre yol istedik, yapmadı" demiş.

CHP’li Ateş de yanıt olarak "Koskoca ASO Başkanı 500 metre yol ister mi. 100 kilometre olsa neyse. Sayın Gökçek eminim, ’Bunun için şantiye kurmaya değmez’ demiştir" diye takılmış.

Yılmaz Ateş "En çok garibime giden, dışarıda bizzat bana ’öldük bittik, yüzlerce işçi çıkardık, dayanamıyoruz diyen sanayicilerin, bakanların ve belediye başkanının karşısında sus pus kesilmesi" yorumunu da bizimle paylaştı.
Yazının Devamını Oku

"İltica etmeyi düşünmüyorum" deyince elçilik insafa geldi

25 Aralık 2007
ATO Başkanı Sinan Aygün, geçtiğimiz ay iki günlüğüne Almanya’ya gitti. Dönüşte pasaportunun dikkatle ve uzun uzun incelediğini görünce, polise ne olduğunu sordu. Pasaport polisi "Schengen vizeniz bir yıllık. Ama bir kez giriş yapabiliyorsunuz. Siz oda başkanısınız. Çoklu giriş verilmesi beklenirdi" dedi.

Sinan Aygün Ankara’ya dönünce, süresi dolmuş öteki Schengen vizelerine alıcı gözüyle baktı. Fransa, İtalya, Belçika’dan aldığı Schengen vizelerinin hepsi, "multi" yani "çoklu giriş" ibaresini taşıyordu.

Bunun üzerine Almanya’nın Ankara büyükelçisi Eckart Cuntz’a hitaben bir mektup kaleme aldı.

150 bin üyeli ATO’nun başkanlığını 10 yıldır sürdürdüğünü, sık sık yurtdışına çıktığını vurgulayıp "bunlara Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile yapılan resmi ziyaretlerin dahil olduğunu" belirtti ve şöyle dedi:

İLTİCA EDERİM DİYE Mİ KORKTUNUZ

Kısa süre sonra resmi ve üst düzey bir heyetin içinde yer alarak ülkenize ziyarette bulunacak olsam, demek ki tekrar vize başvurusu yapmam gerekecektir.Vizenin amacının yasadışı göç ve iltica taleplerini engellemek olduğu biliniyor.

Acaba
’ATO Başkanı, bir kereden fazla ülkenize giriş yaparsa iltica eder’ diye bir korkuya mı kapıldınız? Eğer böyle bir düşünceniz varsa, hemen söyleyeyim; başıma ne gelirse gelsin bir başka ülkeye iltica etmeyi aklıma dahi getirmem. Yok, Sinan Aygün’ün ’bir yılda bir kere girmesi yeter’ diyorsanız, bunun nedenini açıklamak durumundasınız."

Bu mektup üzerine Aygün’ün vizesi, "geri çağrıldı" ve bir yılda bir kere girmesine izin verilen bölüm "multi" olarak değiştirildi.

Ancak ATO Başkanı Aygün, süresi bir yıllık vizeye tek giriş verilmesinin -sonradan düzeltilse bile- iyi niyetli bir işlem olmadığını; Türk vatandaşlarının AB’ye girişinde vize istenmesinin hukukdışılığına dair ilişkin kampanyası nedeniyle bu işleme maruz kaldığını düşünüyor.

Merkez Bankası ile Finans Merkezi ilişkisi

Geçtiğimiz
salı (18 Aralık 2007) bu sütunda, Vakıfbank’ın İstanbul’a taşınma hazırlıklarını haber veren yazımızın finali, "Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasıyla İstanbul’un finans merkezi olması arasındaki ilişkinin ikna edici olmadığı" ifadesiyle bitiyordu.

Tesadüf; o gün Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın, 2008 Para ve Kur Politikaları’nı açıklayacağı basın toplantısı vardı. Ve toplantı bitiminde salonu dolduran biz gazetecilerin yönelttiği yağmur gibi sorularının büyük bölümü, Merkez Bankası’nın taşınması ve 16 aydır yapılmayan atamalara ilişkindi.

Sorulara sabırla yanıt veren Başkan Yılmaz’ın taşınma konusundaki son mesajı bizim için özel bir anlam taşıyordu. Şöyle dedi Başkan Yılmaz:

"İstanbul’un Finans Merkezi olmasıyla, Merkez Bankası’nın taşınması arasındaki ilişkinin daha net ortaya konulması lazım."


Banka taşınacak. Ya Elektronik Ödeme Sistemi ve Banknot Matbaası?

Taşınma için kanun değişikliği gerekiyor. Bunun için de siyasi irade gerekli. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek bunu yapacaklarını söyledi zaten.

Ama kuruluş kanununda, adresi açıkça "Ankara" yazan Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımak için gerekli olan siyasi irade yeterli mi, orası epeyce tartışma götürür.

Dile kolay. Türkiye’deki bankacılık sektörünün, elektronik ödemeleri sistemi Merkez Bankası’ndan yani Ulus’tan yönetiliyor.

Taşınma için kanun çıkarıldığında, elektronik ödeme sistemi ne olacak? Merkez Bankası, sistemi burada mı bırakacak?

Götürecekse böyle bir sistem nasıl gidecek? Gidecekse, hangi binaya nasıl yerleştirilecek?

İşin uzmanları "Merkez Bankası, İstanbul’da herhangi bir binaya taşınamaz. Onun için ayrı, özel bir mimari gerekiyor" diyor.

Hadi diyelim ki, bu da oldu. Çünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın demecinden anlıyoruz ki, Sayın Başbakan’ın bu doğrultuda bir talimatı olmuş. (Merkez Bankası’nın bundan da yeni haberi oldu...)

Kanunu çıkarmak için Merkez Bankası’nın görüşünü önemsemeyenler, "yer" konusunda Banka ne düşünüyor görüş almayacaklar mı?

Sonra Banknot Matbaası burada...Banka taşınırken, Banknot Matbaası da İstanbul’a gidecek mi?

Bitmedi:

GİTMEK İSTEMEYEN ZORLA NASIL GÖTÜRÜLÜR

Merkez Bankası’nın yaklaşık 4 bin 700 civarında çalışanı var. Çalışanların en az 3 bin 500’ü Ankara’da yerleşik. Ve Başkan Yılmaz, çalışanların İstanbul’a gitmek istemediğini 18 Aralık’ta açıkladı.

Duayen bir bankacı, "İş Bankası’nın İstanbul’a taşınması yıllar sürdü. Bu da mı hatırlanmıyor. Merkez Bankası çalışanları (Biz gitmek istemiyoruz) dese ve Danıştay’da dava açsa çok büyük ihtimal kazanacaklar. Bu da ufukta kriz anlamına gelir" uyarısında bulunuyor.

Sorular uzayıp gidiyor...Muhtemelen tümünün yanıtı vardır.
Yazının Devamını Oku

Abdullah Gül’den "piyasacı" çıkış

11 Aralık 2007
KÖŞK’ün geçen haftaki ziyaretçileri arasında, Rekabet Kurulu (RK) başkan ve üyeleri de vardı. Uzun süre boş kalan RK Başkanlığı’na geçtiğimiz ay kurul üyelerinden Nurettin Kaldırımcı atandı.

Prof. Kaldırımcı’nın dikkat çeken iki özelliğini hatırlatıp asıl konuya geçelim...

Başkan Kaldırımcı, eski Fazilet Partisi eski Kayseri Milletvekili.

Kaldırımcı’nın Başkanlığa atanma kararnamesinde imzası bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de öyle.

Yani Gül ile Kaldırımcı, aynı dönem aynı şehirden milletvekilliği yapmış iki eski arkadaş, partili ve hemşehri.

Rekabet Kurulu ile Cumhurbaşkanı Gül’ün ise şöyle bir ortak özelliği var: Kurul başkan ve üyelerinin tamamında, Cumhurbaşkanı Gül’ün, ya bakan ya başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak imzası yer alıyor.

Geçen haftaki Köşk’teki kabulde, Cumhurbaşkanı’nın, kurul üyelerine, rekabet hukuku konularına hayli aşina olduğu izlenimini bırakan sorular sorduğunu öğrendik.

Kurul çalışmalarını öven Cumhurbaşkanı Gül, Kurul’un sadece işletmeler ve piyasa açısından değil nihai olarak bütün tüketiciler lehine fonksiyon gördüğünü söylemiş.

KAMU, REKABETİ BOZUYOR Kurul’un rekabet mevzuatında değişiklik çalışması yaptığını öğrenince de "Herhangi bir aşamada bana ihtiyaç olursa çekinmeden söyleyin destek vermeye hazırım" demiş.

Ama bu kabulden aktarılan notlar arasında bize en ilginç geleni, AB üyeliğini gözeten "piyasa dostu" yaklaşımı oldu.

Bazı kurul üyeleri, yürürlükteki bazı kamu düzenlemelerinin, "Rekabeti pazarda bozduğunu" dile getirmiş ve bu durumun AB ile tarama sürecinde de sorun oluşturabileceğini" söylemiş.

"Ankara Rüzgarı"

şarkılarda kalacak


Şarkı formundaki hakiki şarkılar, hayatımızdan çıktı çıkıyor.

Onları hatırladığımız nadir anlar "fasıl" mekanlarında bahşişe odaklanmış sazların, usul ve ölçüyü tarumar eden süratteki performanslarına rastlıyor...

En kısa sürede en fazla bahşişe kilitlenme realitesi, bu mekanlarda öyle belirleyici bir rol oynuyor ki, birbirine bağlanmış popüler nihaventler demetinde; "musiki" mi dinlediniz, dayak mı yediniz, aniden 100 metre mi koştunuz anlamıyorsunuz bile.

Şarkı sözleri, bazen geride kalan bir sevgiliyi, yahut duyguyu, somut bir durumla öyle hünerli sentezler ki, o şarkı zihnimize bir daha silinmeyecek biçimde kazınır.

Gündoğdu Duran’ın kıymetli eseri Muhayyerkürdi Makamındaki "Ankara Rüzgarı", işte böyle bir şarkıdır.

Bu şarkıyı hatırlamamıza sebep ise Meclis Lojmanları alanındaki yeni yapılardır.

Daha doğrusu Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in bugüne dek, etraflıca tartışılmamış uyarısı.

Aslında Ateş, bunu uyarı olsun diye söylemedi.

Ama susuzluğu, iklim değişikliğini bunca tartıştığımız bir dönemde söylendiği için önem taşıyor.

Dedi ki Yılmaz Bey, "O alanda yükselecek 31 katlı yapılar, kente gelen rüzgarı kesecek. Ankara’nın en önemli hava koridoru, bu özelliğini yitirecek."

Proje üzerinde çalışan mimar ve mühendis ekibinin belki bu konuda bir diyeceği olur diye not düşüyorum.

ASO ne kadar radikal

Geçen hafta Ankaralı ekonomi gazetecileri, ASO Başkanı Nurettin Özdebir’in konuğu olduk.

Sanayicilerin ezici çoğunluğu gibi Nurettin Bey de para politikalarından yakınıyor.

İlginç bir kıyaslaması var:

"Hükümet elektriğe beş yıldır hiç zam yapmadı ama YTL yılın ilk 10 ayında yüzde 13 değerlendi" diyor.

ASO Başkanı, Merkez Bankası’nı "Faiz indiriminde korkak davranmakla" eleştirerek, "radikal bir indirim yapma zamanının geldiğini" söylüyor.

Bir arkadaşımız "Radikal indirimden kastınız nedir?" sorusunu yönelttiğinde ASO Başkanı Özdebir’in verdiği yanıt, gülüşmelere yol açıyor.

Çünkü Özdebir, Para Politikası Kurulu’nun Aralık ayı toplantısında "bir puanlık indirim" beklediklerini söylüyor ve ekliyor:

"Bizim radikalliğimiz de bu kadar..."
Yazının Devamını Oku

Çorbadaki tuz ve sevinç

27 Kasım 2007
Park Oran, TOKİ’nin açtığı ihale sonucu Türkiye’nin en iddialı konut projelerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Şüphesiz kent belleğine bu isimle bir gün yerleşecek Park Oran alanı, halen "eski Meclis lojmanları" diye anılmakta.

İzleyen okurlar hatırlar: Eski Meclis lojmanları alanının bugünlere geliş sürecinin farklı aşamalarını, bu köşede sık sık paylaştık.

Ankara’nın en değerli arsalarından biri olan "lojman arazisinin" beş yıllık serüvenini, hangi kurumlar ve isimler arasında, hangi fiyatlara ve nasıl el değiştirdiğini tek tek yazıp, kamu zararına olduğu apaçık ortada olan bazı satış ve devirleri eleştirdik.

Yazılarımız, TBMM’de de yankı buldu. Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, bundan 11 ay önce lojman arazisi satışlarını gündeme getirdi.

Özellikle de Oran’daki yeni alışveriş merkezi Panora’yı yapan Merkez İnşaat’ın 2.8 milyon dolara satın aldığı arazi ve tartışmalı otopark, soru önergelerinin konusu oldu.

Merkez İnşaat ile TOKİ, Mekez İnşaat’ın otopark bedeli olarak TOKİ’ye 12 milyon YTL ödemesi konusnuda anlaştı.

Dün CHP’li Ateş, aradı.

Bu devirlerin muhatabı olan bir işadamıyla karşılaşmış. Yılmaz Bey’in adını vermediği bu işadamı "Aslında size çok kızmıştım. Ama gelinen noktada devlete 12 trilyon lira kazandırdınız. Benden de hiç hesapta olmadığı halde para çıktığı için kızsam bile devlet yararına bir iş yapmış olduk. Bunun için size teşekkür ederim" demiş.

Yılmaz Ateş, bu teşekkürü aktarırken, konuyu gündeme taşıdığımız için de bize teşekkür etti.

Siz de bu yazıyı, kamuya kazandırılan 12 milyon YTL’ye dair çorbadaki tuzdan duyulan sevincin paylaşılması sayın...

Maliye Bakanı Unakıtan:

Gökçek ile aramız limoni


Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, 13 yıldır başkan. Başkanlık koltuğundan sonraki iki yerel seçimde de kalkmayan Gökçek’in ilk kez seçildiği 1994’te Türkiye’yi Tansu Çiller yönetiyordu.

Daha sonra, tam 10 hükümet kuruldu.

Bu süreye, her biri ülke tarihinde ayrı bir dönüm noktası niteliğinde, üç ekonomik kriz, post-modern bir askeri darbe, trajik bir deprem ve daha pek çok şey sığdı.

10 HÜKÜMET 6 BAŞBAKAN ESKİTTİ

Başkan Gökçek 13 yılda 11 hükümet, 6 Başbakan, 6 da Maliye Bakanı eskitti.

Bu hafıza tazeleme ihtiyacı ise geçen hafta TBMM’de izlediğimiz bütçe görüşmeleri sırasında doğdu.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, geçen hafta Plan Bütçe Komisyonu’nda borçlu belediyelere değiniyordu. Uzlaşan belediyeden yüzde 25, uzlaşmayandan ise yüzde 40 kesinti yaptıklarını açıklarken bir milletvekili "Ankara da dahil mi?" diye sordu. Unakıtan’dan gelen yanıt itiraf gibiydi:

"Ankara’dan da kesiyoruz, o yüzden Büyükşehir Belediye Başkanı ile aramız limonice. Geçen gün karşılaştık. ’Sayın Bakan ben belediye başkanlığı yaparken hiçbir iktidar zamanında bu kadar param kesilmedi’ diyor."

Unakıtan,
Maliye Bakanlığı olarak, AKP’li başkanları kayırmadıkları anlamına gelen bu yanıtı verdi vermesine ama Hazine Müsteşarlığı’nın alacaklar tablosunda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 4 milyar YTL’lik borcu öylece durmakta.

"Slm mkllf, nbr? Vrg brcnz..."

Okuduğunuz satır, yazım hatalarıyla dolu bir başlık değil, yakında cep telefonu ekranlarınıza düşmesi muhtemel bir mesaj örneğidir :)

Çünkü Maliye, vergi mükelleflerinin vergi borcunu, bundan böyle sms’le göndermeyi planlıyor.

Maliye Bakanı Unakıtan, cep telefonlarını daha etkin kullanacaklarını ve 2008 yılından itibaren yükümlülere vergi borçlarını kısa mesajla hatırlatacaklarını açıkladı.

Bakanın bu müjdeli haberi (!) TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda hızla çeşitli esprilere dönüştü.

Bir gazeteci arkadaşımızın "Acaba Maliye Bakanı da gençler gibi tasarruf etmek için selam kelimesini slm diye mi yazar" sorusu Komisyon koridorlarında kahkahalarla karşılandı.
Yazının Devamını Oku