Ceylan Şekerci

Çocuklar neden yalan söyler?

17 Eylül 2020
Yalan söyleyebilmek çocuk gelişiminin bir parçasıdır ancak çoğu ebeveyn için çocuğunun yalan söylemesi şaşırtıcı ve endişe vericidir. Çocuk üç yaşından itibaren kendi düşüncelerinin ve hedeflerinin başkalarından farklı olduğunu anlamaya başlar. Bu dönem çocuğun, kendisi söylemediği sürece, herkesin her şeyi bilemeyeceğini fark ettiği dönemdir.

Dört ile altı yaş arasındaki okul öncesi dönemde yalan söyleme sıklığında artış görülebilir. Çocuk mimik ve ses tonunu da söylediği yalana uyumlayarak karşısındakini daha rahat kandırabilir. Ancak biraz sorgulandığında genellikle gerçeği itiraf eder. Okul çağına geldiğinde çocuğun gelişen kelime haznesi ve çevrenin tepkilerini daha iyi analiz edebilmesi nedeniyle daha karmaşık yalanlar ortaya çıkabilir. Çocuk kendisini zor duruma sokacak olayların üstünü örtmek, başkalarının yalan karşısındaki tepkisini görmek, hikayesini daha heyecanlı ve süslü hale getirmek, etrafın dikkatini çekmek ve istediği bir şeyi elde etmek için yalan söyleyebileceğini keşfeder. Çocuklarda hayal gücünün geniş olmasından kaynaklı kurgular ile yalan söyleme davranışı birbirine karıştırılabilir.

Çocuklarda yalan söyleme davranışının önüne geçebilmek için çocuğu yalan söylemeye iten durumların ortadan kaldırılması gerekir. Çocuğun yoğun stres ve baskıya maruz kalması, üzerine yüklenen yüksek beklentiler, mükemmeliyetçi anne baba tutumları ve cezanın gündemde olması yalan söyleme davranışının gelişmesini tetikler.

Çocuğunuzun yalan söyleme ihtiyacı içine girebileceği durumları göz ardı edip yeniden yapılandırmasına yardımcı olun. Örneğin çocuk yere su döktüyse “Suyu sen mi döktün” diye sormak yerine “Ufak bir kaza olmuş, hadi birlikte temizleyelim” diyebilirsiniz.

Çocukların yalan söylemesi nasıl engellenir?

Çocuğunuz bir hatasını ya da suçunu itiraf ettiğinde dürüstlüğü için teşekkür edin ve doğruyu söylemesinden duyduğunuz mutluluğu belirtin. Bu çocuğunuza her koşulda yanında olduğunuz ve yalan söylemesine gerek olmadığı mesajını verir. Ancak söz konusu olan ciddi bir yalansa bunun uygun bir davranış olmadığını, istenmeyen sonuçları olabileceğini, güven ihlali yaratabileceğini uygun bir dille, azarlamadan, kızmadan anlatmaya çalışın. “Yalancı” ve “yalan” vurgularından uzak durun. Sert davranış ve tutumlar karşısında, cezanın varlığında çocuk savunmaya geçer ve kendini korumaya çalışır. Güç savaşı ve inatlaşma meydana çıkar. Bu durum daha çok yalanı da beraberinde getirebilir.

Eğer çocuğunuz bir konuyla ilgili hikaye uyduruyorsa “Ne güzel bir hikaye, bunu bir kitap haline getirebiliriz” şeklinde olayın yönünü farklılaştırabilirsiniz. Bu şekilde çocuğunuzun hayal gücünü desteklerken yalan söyleme davranışına vurgu yapmamış olursunuz.

Büyük ve süslü hikayeler anlatmak çocuğun etrafın ilgisini çekme ve onay alma ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir. Böyle bir durum söz konusuysa çocuğunuzu yaptığı farklı olumlu davranışlar konusunda daha çok takdir edin. Değerli olduğunu hisseden özgüveni gelişmiş bir çocuk yalan yoluyla kendini ispatlama yoluna girmeyecektir. 

Çocuklar, istedikleri bir nesne ya da ihtiyaç duydukları kişi için de yalana başvurabilir. Çocukla kurulan sağlam temelli ilişki duyguların ve isteklerin anlaşılması için kaynak oluşturur. Çocuk her koşulda ailesi tarafından anlaşılacağını, sevileceğini, gerekli destekle doğru yönlendirileceğini ve güvende olduğunu hissederse yalan söyleme ihtiyacı oldukça azalacaktır. Anne babanın da çocuğun önündeki en yakın rol model olduğu göz önüne alınınca ebeveynin davranış ve tutumlarının da yalandan uzak olması önemlidir.

Yazının Devamını Oku

Skandal ifadelerle dolu... ‘Gül ve Düşün’ kitabı kaldırılsın!

29 Ağustos 2020
‘Gül ve Düşün’ isimli kitabın içinde yer alan uygunsuz ifadeler büyük yankı uyandırdı. Ahlaki değerlere ters düşen, çarpıtılmış cinsellik vurgulu cümleler ve hikaye kurgusu çocukların fiziksel, zihinsel, psikolojik ve sosyal gelişimine ciddi zararlar verebilecek boyutlarda…

Çocuk kitabı yazdığını söyleyen Musa Dinç sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada bugüne kadar namusu ve şerefiyle yaşadığından, kitapta geçen tecavüz kelimeleri (aslında tecavüz konusunu normalleştiren, çarpıtan pek çok kelime) yüzünden linç edildiğinden bahsediyor. Kendi cinsel yönelimlerini yücelterek, şık bir kılıfa sokup aktarmaya çalışarak aykırı düşüncelerini normalleştiren Dinç’in bir masal için milletin fırtınalar estirdiğini söylüyor. Durumun kendisini kıskananların komplosu olduğunu belirtmesi de düşünce yapısındaki bozulmalara işaret!

Bu masum dünyaya kimse el uzatamaz!

Çocuk kitabı yazmak için çocuk gelişimi ve çocuk psikolojisi alanında bilgi sahibi olmak şarttır. Canı isteyen, kendi ahlaki değerlerini, düşüncelerini kelimelere döküp çocukların dünyasını sarsamaz, bu masum dünyaya el uzatamaz. Basın yayın yoluyla cinsel içerikli ve ahlaki etiğe aykırı içeriklerin özellikle de çocukların ulaşabileceği şekle getirilmesi kabul edilemez. Eğitim-Bir-Sen öncülüğünde ilgili bakanlıklara gönderilen uyarıların ve savcılığa yapılan suç duyurusunun yerinde olduğunu düşünüp destekliyorum.      

Anne babalar aldıkları çocuk kitaplarını önce kendileri okumalı

Çocuk kitapları, dolaylı yoldan da olsa, çocuklara anlatılmak ve öğretilmek istenen şeyleri ifade etmenin en etkili yollarından biridir. Çocuk gerçek hayatta henüz deneyimlemediği pek çok şeyi hikayeler yoluyla şekillendirmeye başlar. Hayal kurmak yaratıcı düşüncenin artmasına destek olur. Kitaplar kavram gelişimi, zihinsel gelişim ve dil gelişimi alanlarında büyümeye olanak tanır. İyi seçilmiş, çocuğun gelişim seviyesine uygun bir çocuk kitabı çocuğun zihinsel, psikolojik ve sosyal gelişimini pekiştirir. Anne babaların çocukları için seçecekleri kitapları önce kendilerinin okuyup onaylamalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Sadece kapağı ya da içindeki resimler göze hoş göründüğü için kitap satın almak amacından uzaklaşmış bir davranış olabilir. Milli Eğitim Bakanlığı veya pedagojik onaylı, güvenilir yayın evlerinden satın alınacak kitapların çocuklarımıza sağlayacağı katkının çok daha anlamlı olacağını düşünüyorum. ‘Gül ve Düşün’ isimli sözde çocuk kitabında karşılaştığımız acı durum, bizleri gerekli denetimler ve tedbirler konusunda yetersiz kaldığımız gerçeğiyle yüzleştiriyor. Çocuklarımızı korumak, hepimizin görevi.

#gülvedüşünkitabıkaldırılsın

Yazının Devamını Oku

Covid-19 travması

28 Ağustos 2020
Travma, gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidinin bulunduğu, fiziksel veya yaşamsal bütünlüğe yönelik bir tehdidin ortaya çıktığı, kişinin bizzat yaşadığı veya şahit olduğu olağandışı olaylar olarak tanımlanmaktadır. Covid-19’un fiziksel anlamda yol açtığı olumsuz sonuçların farkındayız. Pandeminin psikolojik boyutu incelendiğinde ise hastalığa yakalanan, ağır atlatan, yoğun bakım ünitesinde tedavi gören ve virüs nedeniyle yakınlarını kaybeden kişilerin depresyon, anksiyete bozuklukları ve post travmatik stres bozukluğu gelişimi açısından daha yüksek risk grubunda oldukları görülmektedir.

Ölüm korkusu ile birlikte yakınlarından da izole edilmiş olmak Covid-19’a yakalanan kişiye travmatik bir deneyim yaşatmaktadır. Geçmiş yıllarda görülen salgınlarda hastalanan ve hastalığı ağır geçirenlerin yüzde 30’unun travma sonrası stres bozukluğu ve benzeri psikolojik sorunlarla karşılaştığı belirlenmiştir.

Travmatik olaylar karşısında kişilerin verdiği tepkiler arasında farklılıklar olabilir. Bazı kişiler ciddi sorunlarla karşılaşırken bazı durumlarda travma deneyimi hayatın anlamlandırılması, benlik saygısının yükselmesi ve ilişkilerin güçlendirilmesi gibi olumlu değişikliklere de aracı olabilmektedir.

Travma sonrası büyüme olarak adlandırılan bu olumlu değişim ve dönüşüm zinciri, kişinin zorlayıcı yaşam olayları karşısında daha güçlü durup bu zorlukları yönetebilmeyi becerebilmesidir. Depremden sonra yıkılan binaların yeniden inşa edilmesi gibi sarsılan, belki de yıkılan dünyanın yeniden gözden geçirilmesi, geliştirilmesi ve yapılandırılması gerekir. Bu süreçte travmatik olay, sonrasında oluşan yeni koşulları da kapsayacak şekilde zihinde yeniden işlenir.

Kişi, önceden var olan düşünce, varsayım, inanç ve baş etme stratejilerinin yeni gerçekler karşısında işlevini yitirdiğini fark eder. Duruma uygun olarak farklı alanlarda kendini yeniden inşa etmeye, diğer bir deyişle “büyüme”ye başlar.

Büyüme ve gelişme özellikle benlik algısı, kişilerarası ilişkiler ve inanç sisteminde meydana gelir. Hayatın değerini anlama, farklı olasılıkları fark etme yaşanan olumlu değişimlerden bazılarıdır. Kişi, zorlu bir yaşam deneyimi ile baş edebildiği için kendini daha güçlü hissetmeye başlar, kendine güveni artar. Hayatta beklenmeyen olumsuz yaşantıların da meydana gelebileceğini görüp farklı olasılıklarla ilgili farkındalığı genişler. Sosyal ilişkilerinde daha yakın ve anlamlı ilişkiler kurma, empati ve kendini açma davranışlarında yoğunlaşma yaşanan büyümenin çevreyle ilişkilere yansımasıdır. Hayatta olmaktan duyulan memnuniyet ve minnettarlık, öncesinde fark edilmeyen küçük şeylerin önemini hatırlatıp öncelik sıralamalarını değiştirebilir. İnanç sistemindeki değişiklikler ise kişinin manevi inançlarının derinleşip yeniden düzenlenmesini kapsar.

Yakın zamanda ülkemizde gerçekleştirilen korona ve travma sonrası büyüme düzeylerinin ilişkisinin incelendiği araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların travma sonrası büyüme düzeyleri %30,5 oranında artmıştır (Karataş, 2020). Covid-19 ister ayaktan tedavi edilebilecek kadar hafif ister hastaneye yatışı mecbur kılacak kadar olumsuz şekilde seyretsin, hastalığa yakalananların ölüm korkusuyla yüz yüze geldiği gerçektir. Ağır vakalar ve virüs nedeniyle vefat edenlerin yakınlarında gözlenebilen psikolojik sorunlar travmatik deneyimin izlerini taşımaktadır. Bu travma yaşantısından sonra kişinin yaşam kalitesinde ciddi bozulmalar, depresyon, takıntılı bozukluklar, kaygı bozuklukları ortaya çıkarsa destek almak durumun yönünü tükenişten büyümeye çevirmekte yarar sağlayabilir.   

Yazının Devamını Oku

Okulların açılışı

19 Ağustos 2020
Hepimiz koronavirüsün yol açabileceği olumsuz sonuçların farkındayız. Konuyla ilgili endişe düzeyimiz oldukça geniş bir yelpazede seyrediyor. Yakınlarında, ailesinde covid-19’a yakalanmış, vefat etmiş, risk düzeyi yüksek fiziksel ve çevresel özelliklere sahip kişilerin hastalık konusundaki duyarlılıklarının da artmış olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan sosyal mesafesiz, maskesiz kalabalıkların koronavirüsle ilgili almaktan kaçındığı sorumluluk ve umursamaz tavırlar da hastalığın ciddiyetten uzak algılandığını gösteriyor.

Farklı endişe düzeylerinde, farklı yaşam tarzlarına ayak uydurmaya çalışan anne babalar okulların açılması karşısında da farklı düşünce ve duygulara sahip. Kimileri için ‘okullar kesinlikle açılmamalı.’ Bugüne dek sürekli kontrollü ortamlarda, maksimum hijyen ve mesafe önlemleriyle kontrol altında tuttukları çocuklarını okula göndermekten yoğun kaygı duyan ebeveynler var. ‘Bu virüs daha bir iki sene bizimle. Çocuk okula gitmezse ne olacak? Gerekli tedbirleri alıp bu yeni koşullarla yaşamayı öğrenmek zorundayız’ diye düşünenler de var. Akademik işleyişteki düzenlemelerin yanı sıra çocuğun bineceği servisten, yiyeceği yemeğe, arkadaşıyla sosyal mesafesini nasıl koruyacağından okulda kişisel hijyenini nasıl sağlayacağına kadar birçok soru var akıllarda.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre okulların tüm çocuklar için sosyal mesafe korunarak, ortak kullanım alanları ve sınıflarda en uygun oturma düzenleri planlanarak ve sınıflarda öğrenci sayısı seyreltilerek açılması planlanıyor. Bu açıdan bakıldığında çocuklar dışarıda olduklarından daha korunaklı ve güvenli bir ortamda bulunacaklar. Yine Milli Eğitim Bakanlığımızın konuyla ilgili hassasiyetine dayanarak hiç kimsenin zarar görmeyeceği, risk altında olmayacağı şekilde düzenlemelerin yapılmaya çalışıldığını bilmek çocuğunu okula göndermekte tereddüt yaşayan anne babaların yüreğine biraz su serpecektir.

Özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların sosyal mesafe kurallarına uymakta ve maske takmakta zorluk çektiğini gözlemliyoruz. Uzun bir tatil döneminin getirdiği rahatlamadan sonra tekrar okul çerçevesine girmek bu çocuklar için biraz daha zorlayıcı olabilir. Anne babanın hijyen, maske ve mesafe konusundaki tutumları, koronavirüsü ele alış şekilleri bu çocukların bilmedikleri ve çok da iyi algılayamadıkları virüs konusundaki düşüncelerini şekillendirecektir. Okul öncesi dönemdeki çocukların ailelerinin çocuklarını okula gönderme konusunda bir seçim yapma şansı bulunmaktadır. Bu noktada ebeveynin endişelerini, çocuğunu ve yaşam koşullarını iyi tartması ve bu bileşenlerin sonucunda karar vermesi en doğrusu olacaktır.

‘Aman yavrum bak dikkat et, kimseye yaklaşma, elini yıka, hasta olursun’

İlkokul çağı ve sonrasında olan çocukların anne babalarının okula gönderme konusundaki endişelerini çocuklarına aktarmamaları önem taşımaktadır. Sürekli ‘Aman yavrum bak dikkat et, kimseye yaklaşma, elini yıka, hasta olursun’ gibi uyarılarla okula yollanan çocukta farklı takıntı ve korkular, iletişim problemleri, akademik başarıda düşüş ortaya çıkabilir. Mart ayından bu yana gelişen bu süreçte çocuklarımız başta el yıkama ve kişisel hijyen kuralları olmak üzere hastalıklardan korunmayla ilgili birçok temel unsuru öğrendiler. El hijyenine dikkat eden, sosyal mesafesini koruyan, maske takan anne babasını izleyen çocuk bu faktörlerin günümüzün farklı şartlarında yapılması gereken davranışlar olduğunu da kavradı. Çocuğunuzu okula gönderirken koronavirüs ile ilgili ekstra vurgu yapmaktan kaçının. Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği yönergelerde sosyal mesafe ve hijyen kurallarıyla ilgili yapılması gerekenler detaylarıyla açıklanmış durumda. Okullar açıldığında bu yeni düzenleme ve kurallar öğrencilere de net bir şekilde aktarılacak ve disiplinin sağlanması açısından gereken düzenli kontroller de yapılacak. Aslında çocuğunuzu okula gönderirken önce çocuğunuza sonra da okulun işleyiş sistemine güvenmeniz gerekiyor.

Havanın ısınması ve tatil, toplumun psikolojik açıdan koronavirüs algısını gevşetse de yetkililer Eylül ayından sonra işine ve okuluna dönen popülasyonun yapılan uyarıları daha ciddiye alacağını düşünüyor. İlerleyen günlerde karşılaşabileceğimiz farklı senaryolarla ilgili de Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu başta olmak üzere toplumun sağlığı ve korunması için gereken tüm düzenlemelerin yapılacağını biliyoruz. Belirtilen uyarılarla ilgili duyarlı ve özenli olduğumuz sürece koronavirüs aldığımız önlemlerden daha güçlü değil. Tüm öğrenci, veli ve akademik kadro için sağlıklı ve verimli bir eğitim-öğretim yılı olması dileğiyle.

Yazının Devamını Oku

Çocuklara ne kadar bayram harçlığı verilmeli?

22 Temmuz 2020
“Nerede o eski bayramlar…” Son yıllarda, özellikle aile büyüklerimizden sıkça duyduğumuz, biraz özlem, biraz sitem içeren bayram cümlesi. Teknolojinin henüz yaşamlarımızla bütünleşmediği, yakınlarımıza, sevdiklerimize o çevirmeli ve ahizeli ev telefonlarından ulaşabileceğimiz yıllar…

Tüketimin bu denli hızlı olmadığı, bayramdan bayrama alınan, arife gecesi yatağın başucuna konuk edilen, giyilmek için sabırsızlanılan pırıl pırıl giysiler… Bayram sabahı büyük özenle yapılan hazırlıklar sonrası gidilip eli öpülen aile büyükleri… Ardı arkası gelmeyen ikramlar ve tabi ki küçüklerin olmazsa olmazı bayram harçlıkları…

Değişen dünya ile beraber, gelenek ve göreneklerimiz arasında önemli yer tutan bayram ziyaretleri de ne yazık ki hak ettiği değeri göremiyor. Her an görüntülü konuşma ya da sosyal medya aracılığıyla ulaşılabilir olmak, bayramların tatil şeklinde algılanmaya başlanması bayram kültürünün yıpratıcıları arasında. Aslında bayramlar önemli insani değerleri aşılayan, paylaşma ve birliktelik maneviyatını destekleyen çok özel günler... Uzun zamandır görüşülemeyen aile büyükleri ve akrabalarla bir araya gelebilmek için değerli bir fırsat! Hepimizin aşina olduğu “bayram havası” ya da “bayramda küslük olmaz” deyişleri mutlu, samimi, kırgınlıkların unutulduğu ortamı ifade eder.

Bayram harçlığının da sınırı olmalı

Bayram ziyaretlerinin çocuklar için ise ayrı bir heyecanı var: Bayram harçlıkları. Harçlık, bayram kültürüyle bütünleşmiş bir özellik. Harçlık vermekteki amaç, çocuğun para kavramını anlamasına, kendi parasını ihtiyaçlarına göre yönetebilmesine yardımcı olmaktır. Verilecek harçlığın miktarı çocuğun yaşına göre değişebilir. 0-3 yaş arası çocuk parayı daha çok kağıt parçası ya da oyuncak gibi algılayabileceğinden harçlık verilmesi çok uygun değildir. Okul öncesi dönemdeki çocuklara sembolik miktarlarda harçlık verilebilir. Bu yaştaki çocuklar henüz matematik becerisine tam olarak sahip olmadığından neyi nasıl satın alacaklarını bilemeyebilirler. Yaş ilerledikçe harçlık miktarı arttırılabilir. Çocuk ihtiyaç ve isteklerine göre parayı biriktirme, isteklerini erteleyebilme becerisi gibi alanlarda kendini geliştirecektir. Yine de bayram diye çok yüksek miktarlarda harçlık vermek önerilen bir durum değildir.

Çocuğa sorumluluk ve tutumlu olma davranışı kazandırıyor

Yaşı kaç olursa olsun çocuğa verilen harçlık kesinlikle evin ihtiyaçları için harcanmamalıdır. Ayrı bir kumbara veya cüzdanın içinde tutulup çocuğa ait olduğu belli edilmelidir. Sorumluluk, tutumlu olmak, biriktirebilme ve hazzı erteleyebilme becerisi bayram harçlığı aracılığıyla çocuklara erken yaşlardan itibaren kazandırılabilecek alışkanlıklardandır. Verilen harçlık sadece çocuğa aittir. Harcama ve biriktirme konusunda çeşitli yönlendirmeler yapılabilir ancak para konusunda sorumluluk verme ve davranışın sonucunu deneyimleme özgürlüğünü tanıma çocuğun gelişimine katkı sağlayacaktır.

Çocuklar pek çok davranışı anne ve babalarının tutumlarını izleyerek öğrenirler. Bayramlar gelenek ve göreneklerimizin çok değerli ve insani parçalarıdır. Bu yüzden bayram ziyareti ve bayram tatili arasındaki önemli ayırımı fark edip çocuklarımıza örnek olmalıyız. Bu ziyaretlerin en tatlı kısımlarından olan bayram harçlıkları da sadece para almak olarak değil, kültürümüzün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Yazının Devamını Oku

Yeni eğitim ve öğretim yılı farklı olacak

21 Temmuz 2020
Okullar 31 Ağustos’ta açılacak mı? Açılırsa ne gibi düzenlemeler olacak? Bu yeni düzenlemelere göre çalışan ebeveynlerin yaşam koşullarını nasıl gözden geçirmeleri gerekecek? Vakaların seyrinden hareketle, başta Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Bilim Kurulu en uygun modelleri eğitim sistemimize uyarlamaya çalışıyor. Aralıklı eğitim, küçük gruplarla eğitim, uzaktan eğitim gibi farklı modellerin entegrasyonundan bahsediliyor. Hepimizin konuyla ilgili farklı bir fikri var ancak bir noktada hemfikiriz. Önümüzdeki eğitim öğretim yılı farklı olacak. Bu farklı sistem ve virüsün kesin olarak öngörülemeyen seyri büyük bir belirsizliği de önümüze seriyor.

Bir gün aşının geliştirilme aşamasında önemli adımlar atıldığına dair haberlerle karşılaşırken ertesi gün aşının belki de hiçbir zaman bulunamayacağını ortaya atan uzmanların iddialarıyla sarsılıyoruz. Sonbahar kış aylarında grip mevsimiyle birlikte artabileceği öngörülen koronavirüs tehlikesi, ikinci dalga uyarıları, dünyada bir günde elde edilen rekor vaka sayıları ve “Acaba karantina günlerine geri döner miyiz?” düşüncesi artık hayatımızın bir parçası. Koronavirüsle gelen dijital değişim birçok sektörde iş tanımlarının yeniden yapılandırılmasına neden oldu. Görüşmeler, toplantılar, eğitimler çeşitli görüntülü iletişim platformları üzerinden yapılmaya başladı. Köprü trafiği nedeniyle toplantıya geç kalmak geçmişte kaldı. Farklı şehirde olduğu için ulaşım, konaklama, organizasyon gibi maddi manevi yüklerle alınması ertelenen eğitimler evimizin konforundan ulaşılabilir oldu. Koronavirüs dijital kolaylıklara yeni bir boyut kazandırdı. Stiletto’dan pofuduk terliğe, kumaş pantolondan eşofman altına geçişe bahane oldu. Uzaktan eğitim sürecinde çocuklarımızın okula geç kalma, servise yetişme gibi endişeleri kalmadı. Ne kadar toz pembe… Öyle mi acaba?

Tüm bu kolaylıkların yanı sıra insanoğlunun temel ihtiyaçlarından biri olan birlikte yaşamayı arka plana itmek zorunda kaldık. Toplantı sonrası kahve sohbetlerini, teneffüslerde oynanan oyunları, tüm o gündelik hayatın akışı içinde yaşanan kilit diyalogları rafa kaldırdık. Maske, mesafe, hijyen kuralları kapsamında yapılan dezenfektan ikramı verilen değerin göstergesi oldu. Dünya değişiyor. Geçtiğimiz karantina sürecinde pek çoğumuz “Asla yapamam” dediğimiz şeyleri yapabildiğimizi gördük. Gücümüzü fark ettik. 

Geleceğe dair her birimizin farklı senaryoları var. Çalışan anne ve babaları ise önümüzdeki eğitim öğretim yılında farklı süreçler bekliyor. Özellikle vurgulanan “hibrit” yani karma eğitim modeline göre öğrencilerin okula gittikleri zaman aralığının haricinde uzaktan eğitim almaları da söz konusu. Ebeveynlerin kafasında “Çocuğumu okuldan gelince kim karşılayacak?”, “Büyüklerimin desteğini almak istersem sağlıklarını riske atmış olur muyum?” gibi farklı sorular belirmekte. Gerçek şu ki, hiçbirimiz süreci öngöremiyoruz. Öngöremediğimiz durumlarda daha fazla kaygılanıyoruz. Şu aşamada yapabileceğimiz en verimli şey, günümüz için belirlenen kurallara elimizden geldiğince uymak. Virüsün yayılımını önlemeyi başarmak önümüzdeki eğitim öğretim yılının planlandığı ölçüde verimli geçmesine yardımcı olacaktır.

Bir diğer önemli nokta da okulların açılışı ve eğitim süreciyle ilgili karamsar ve endişeli diyaloglar içinde bulunmamak, sizin tavrınızın çocuğunuzun yeni sistemi algılayışına zemin oluşturacağını unutmamak. Evinizdeki çalışma ortamını uzaktan eğitim koşullarına uygun hale getirmek, okulda bulunacağı zaman aralıklarında çocuğun kendini rahat hissetmesini sağlamak anne babanın destekleyebileceği alanlardır.              

Yazının Devamını Oku

Anne babalar bu oyuna dikkat! Mavi Balina ve Momo’dan sonra yeni tehlike: Mavi Bebek

8 Temmuz 2020
Mavi Balina ve Momo gibi çocuk psikolojisini olumsuz etkileyen ve istenmeyen sonuçlar doğuran oyunlara “Mavi Bebek (Blue Baby)” isimli yeni bir oyun eklendi.

Bu oyunlar, çocukların gerçekdışı korku dünyasını beslediği kadar aileleri de oldukça tedirgin ediyor. Mavi bebek oyunu banyoda geçiyor. Banyonun karanlık olduğundan emin olduktan sonra ayna karşısında elinizde bebek varmış gibi hayal edip kollarınızı sallamaya başlıyorsunuz. Manipülasyon etkisiyle yaklaşık 15 kez “baby blue, blue baby” dediğinizde hayalinizdeki bebeği hissetmeye başlıyorsunuz. Bu bebek bir süre sonra tırnaklarını kolunuza batırıyor. Bebeği atıp kaçmazsanız annesi “Bebeğimi bana ver” diye sesleniyor. Orada durup bebeği sallamaya devam ederseniz delireceğiniz ve hatta öleceğiniz beyninize işleniyor. Bu oyunda da çocuğun bilgilerine erişilip siber zorbalık yapılabiliyor. Anlık kamera görüntüleri paylaşılabiliyor. Ses efektleriyle çocuğun korkması sağlanıyor. Korkutulan ve manipüle edilen çocuğa da istenilenler yaptırılabiliyor.

Mavi Bebek (Blue Baby) oyunu neden tehlikeli? Çocukları nasıl etkiliyor?

Mavi Bebek oyunuyla karşılaşma riski önceki oyunlardan daha yüksek çünkü kapalı devre ağlar yerine Facebook ve Instagram üzerinden direkt mesaj yoluyla hedef kitleye ulaşılabiliyor.

-Çocuğu kendi bilgisi dışında, istemediği halde etki altında bırakma ve farklı davranışlara yönlendirme anlamına gelen psikolojik manipülasyon yöntemlerine maruz bırakan Mavi Bebek oyunu hem psikolojik hem fiziksel ciddi problemlere yol açabilir.

-Kendi zekasını, mantığını kullanamayıp duygularını kontrol edemeyen çocuk yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettiğinde beklenmeyen tepkiler verebilir.

-Bazı durumlarda çocuğun oyunla ilgili düşünce ve korkularını paylaşmaktan tedirginlik duyduğu gözlenebilir.

-Uyku ve yeme düzeninde değişiklik ve bozulmalar, ani ve aşırı tepkiler, öfke patlamaları ve içine kapanma davranışları gözlenebilir. Bilişsel düzeyde soyut kavram gelişimini henüz tamamlamamış olan küçük çocuklarda bilinmeyenle ilgili korku ve kaygılar önemli gelişimsel problemlere zemin hazırlayabilir.

Yazının Devamını Oku

Pedofili

4 Temmuz 2020
Medya aracılığıyla aldığımız çocuğa cinsel istismar haberleri başta “pedofili” olmak üzere bazı hastalıkları da gündeme getirdi. Peki, pedofili nedir, neden olur? Pedofilinin belirtileri nelerdir? Pedofilleri normal insanlardan ayıran özellikler neler? Tedavi edilebilir mi?

Amerikan Psikiyatri Birliği pedofiliyi en az altı ay boyunca tekrarlayan cinsel fanteziler, dürtüsel istekler ya da bir çocukla cinsel etkileşimi içeren davranışlar olarak tanımlamaktadır. Pedofili; yetişkin bir kimsenin çocukları cinsel açıdan çekici bulması, cinsel eğiliminin çocuklara yönelik olması ve çocuklara yönelik cinsel istismar dürtüsü barındırmasıyla karakterize edilen psikoseksüel bir rahatsızlıktır. 

Pedofilinin sebebi hem biyolojik hem de çevresel faktörlerle ilişkilidir. Beyindeki işlevsizliklerin pedofilinin gelişimi için önemli bir faktör olabileceğine dair vaka çalışmaları bulunmaktadır. Aşırı dürtüsellik, kendini kontrol etmede zorlanma ve mantıksal çarpıtmaların beynin bazı bölgelerdeki işlev sorunlarından kaynaklandığı düşünülmektedir. Çevresel faktörler incelendiğinde de cinsel yönelimleri belirleyen hastalıkların çocukluk dönemi deneyimleriyle bağlantılı olduğu görülmüştür. Cinsel istismar yönelimi olan kişilerin önemli bölümünün çocuklukta yaşadığı travmatik deneyimler göze çarpmaktadır. Çocuklara cinsel saldırıda bulunan birçok pedofili kendi çocukluğunda yaşamış olduğu olumsuz deneyimi tekrar yaşayıp mağduriyetten egemenliğe geçiş yapmak ister. Beyindeki işlevsizlikler, travmatik yaşantılar, çarpıtılmış cinsel istekler giderek kişinin psikolojisini ele geçirir.

Pedofilik bireyler genellikle çocuğun ve ailenin güvenini kazanıp çocuklara yakın olabilecekleri meslekleri ve konumları seçerler. Çocuklara gösterdikleri ilgiyi etraflarındaki yetişkinlere göstermezler. Davranışlarında genellikle zor kullanmadıkları; masum dokunma, uygunsuz dokunma ve açık resimler gösterme gibi farklı manipülasyon teknikleri uyguladıkları gösterilmiştir. Genellikle çocuklarla temas etmenin yollarını bulma, planlama ve stratejiler uygulama becerileri gelişmiştir. Cinsel istismara uğrayan çocukların yüzde otuzu bir aile bireyi tarafından istismar edilmiş olup bu çocukların yüzde altmışı tanıdıkları yetişkinler tarafından istismara maruz bırakılmışlardır.

Bir tedavisi var mı?
Pedofilinin kesin bir tedavisi yoktur. Pedofili ile ilişkili cinsel dürtüler hiçbir zaman kalıcı olarak kaybolmayabilir. Bu nedenle günümüzde uygulanan tedaviler başka suçları önlemeye odaklanmaktadır. Son yıllardaki araştırmalar, psikoterapi ve ilaç tedavisinin, pedofilide en etkili tedavi yöntemini oluşturacak şekilde birleştirilebileceğini ortaya koymaktadır. 

Anne babalar ve eğitimciler dikkat!

Yazının Devamını Oku