Hakan Durgun

Diş taşları apseye neden olabilir

28 Aralık 2012
Zararlı bakterilerin, diş ve diş eti çevresine birikmesi sonucu; köke ve çevre dokulara yayılan enfeksiyona (iltihaba) apse ismi verilmektedir.

Apsenin, diş veya dişeti kaynaklı olmasına göre iki türü vardır. Diş kaynaklı apsenin genellikle oluşma şekli şöyledir; Diş çürükleri tedavi edilmediği durumlarda bakteriler dentine ve oradan pulpaya (diş özü) geçerek dişin iltihaplanmasına yol açar. Çürükteki bakteriler, dişin iç kısmında sinir ve kan damarlarından zengin canlı kısma ulaştığında pulpa iltihaplanır ve ölür. Pulpadaki iltihap, zamanla kök ucundan çıkıp kemiğe ve yanağa yayılarak yüzde şişliğe neden olur. Diş kökündeki apse, genellikle ciddi bir diş çürüğü, çeneye gelen travma (darbe, çarpma) veya ağızdaki yara sonucu ortaya çıkar.

ŞİŞLİK VE HASSASİYET OLUŞUR

Diş etinden kaynaklanan apsenin nedeni ise; diş eti sorunları, diş taşları, diş etini tahriş eden yabancı maddeler veya temizlenmeyen yemek artıklarıdır. Dişeti apsesi, genellikle bakteri ve yiyecek artıklarının temizlenmesi zor bir yerde sıkışıp kaldığı durumlarda ortaya çıkar. Zamanla burada biriken bakteriler çoğalarak diş diplerinde şişliklere ve hassasiyete neden olur. Tedavisi yapılmadığı takdirde ise diş sallanır, yüzde şişlik oluşur ve sonuçta dişin çekimi gerekebilir.
Diş etlerinde problem yaşayan, diş taşı (tartar) ve çürüğü fazla olan, yetersiz beslenen ve ağız bakımı kötü olan kişilerde dişeti apsesi daha sık görülür.

DİŞ APSESİ BELİRTİLERİ

Ateş ve genel kırgınlık, çiğnerken ağrı, sıcak ya da soğuk yiyecek ve içeceklere karşı hassasiyet, dişte zonklama biçiminde ağrı, rahatsız edici ağız kokusu, boyunda şişmiş lenf düğümleri apsenin en başlıca belirtilerdir. Dişin etrafında ya da yüzünüzde şişlik varsa, dişinize dilinizle dokunduğunuzda dahi ağrı oluyorsa, dişiniz uzamış gibi geliyor ise, akut denilen iltihabın alevlendiği aşamasındasınız demektir. Antibiyotik tedavisi ile apsenin kronikleşmesi yani alevin korlaşması sağlanır. İltihabın aktif döneminde soğuk buz uygulaması ağrıyı bir miktar hafifletebilir. İltihabın akıtılması (boşaltılması) apsenin sönmesini hızlandırır. İltihap akut durumda iken dişin çekimi yapılırsa, iltihap vücuda yayılır. Diş apsesinin tedavisinde, cerrahi olarak iltihabi dokunun çıkarılması, kanal tedavisi veya dişin çekimi gibi yöntemler uygulanır. Apse tedavi edilmez ise çene kemiğinde kistlere ve nadir olarak tümörlere dönüşebilir.

DİŞETİ APSESİSİN TEDAVİSİ

Apseye neden olan yabancı maddeler ve iltihap (diş taşları dâhil) temizlenir. Diş etinin cerrahi olarak düzeltilmesi gerekebilir. Bazı durumlarda diş çekilmeden apsenin giderilmesi mümkün olmayabilir. Diş çekiminden sonra dikkat edilmesi gereken durum çekim bölgesinde oluşan boşluk nedeniyle yanlarda ki dişler; desteksiz kalarak zayıflayacaklar ve oluşan boşluğa doğru kayarak devrileceklerdir. Bunun için çekim boşluğu köprü veya implant ile doldurulmalıdır. Yeni yılın sağlık, mutluluk ve barış içinde geçmesi dileğiyle...

Yazının Devamını Oku

10 SORUDA DİŞ LENSİ

14 Aralık 2012
Misafirlik diş (diş lensi) olarak adlandırabileceğimiz ürün hakkında bana ulaşan sorularınızı yanıtlamaya çalışacağım.

Misafirlik diş kolay ve uyuşturma (iğne) gerektirmeden güzel bir gülümseye sahip olmanızı sağlayacak bir çeşit protez türüdür. Ana maddesi uzay teknolojisinde halen kullanılmaktadır. ABD’li Dr. Marc Leichtung tarafından, diş hekimlerinin çaresiz kaldığı vakalar için geliştirilmiştir.

Yaklaşık 9 yıldır ABD’de kullanılmaktadır

Hangi vakalarda uygulanabilir: Yoğun ve uzun diş tedavisi yaptıracak zamanı olmayanlar. Diş sıkma nedeniyle dikey boyutu düşen kişiler. Gülümsemeleri estetik olmaması dolayısıyla mutsuz olanlar. İmplant uygulaması yaptıranlar. Eksik dişi olanlar. Dişleri, aşınmış ve kısalmış olanlar. Diş tedavisi için tıbbi sakıncası olanlar. Dişlerinde kalıcı renk bozukluğu olanlar. Bu teknik, estetik beyaz dişlere ve rahat bir gülümseye sahip olmak isteyen hemen her kişiye alternatif bir tedavi olarak uygulanabilir. ABD’de iş görüşmesi veya düğün gibi önemli ve özel bir günde kullanmak amacıyla yaptıran kişiler bile bulunmaktadır.

Dişlerimin küçültülmesine gerek var mı: HAYIR. Hastanın kendi dişlerinde hiçbir girişimde (oyma, küçültme, vs.) bulunulmasına gerek yoktur. Anestezi (uyuşturma) yapılmasına ihtiyaç duyulmaz.
Dişlerimin üzerine yapışacak mı: HAYIR. Takıp çıkarılabilir. Yapıştırılmasına gerek yoktur. Başka bir deyişle ‘’diş lensi’’ denilebilir.
Renk seçeneği var mı: EVET. Kişilerin istediği renk (19 renk) ve şekilde üretilmesi mümkündür. Tek üst çeneye veya her iki çeneye birden uygulanabilir.
Çiğneme yapabilecek miyim: EVET Rahatlıkla çiğneme yapabilirsiniz. Günlük normal yaşam içindeki fonksiyonlara dayanıklıdır. Çiğneme işlevini ve estetiği bir arada sağlar.

Yazının Devamını Oku

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINDAKİ GERÇEKLER

22 Kasım 2012
Ağız ve diş sağlığı, kişinin yaşam kalitesini ve genel sağlık durumunu etkileyen önemli bir unsur.

Sağlıklı ve mutlu bir yaşam, diş sağlığıyla yakından ilişkili. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre diş ve diş eti rahatsızlıkları, insanlığın yaşadığı en büyük ve yaygın sağlık sorunlarından birisi. Sağlık Bakanlığı araştırmalarında, 0-12 yaş grubunda en fazla görülen hastalık ‘diş çürüğü’ rahatsızlığı. Ülkemizde yapılan çalışmaların ortaya çıkardığı sonuç, ağız ve diş sağlığında istenilen seviyelere gelinemediği, çok yüksek oranda diş ve diş eti sorunlarının mevcut olduğu.

24 BİN DİŞ HEKİMİ

Türkiye’de vatandaşların, ağız ve diş sağlığı hizmetlerine üstün standartlarda ulaşamadığı bir gerçek. Bu durum ülkemizde ağız ve diş sağlığı hizmeti veren diş hekimi sayısının azlığından değil, sağlık politikalarındaki yanlışlıklardan kaynaklanıyor. Ülkemizde 24 bin diş hekimi mesleğini icra ediyor. 14 bin diş hekimi özel klinik veya muayenehanede çalışıyor, diğerleri tam gün yasası gereği sadece kamu da hizmet veriyor. Diş ve dişeti hastalıklarının; erken yaşlarda büyüme sorunlarına, hamilelerde düşük oranının artmasına, yetişkinlerde kalp, damar ve romatizmal hastalıklara neden olduğu artık tartışma götürmez bir realite. Ayrıca ağız ve diş problemleri olan çocuklarda üst solunum yolu rahatsızlığı daha sık görülüyor.

ÇÜRÜK ORANI YÜZDE 90

Ülkemizdeki ağız diş sağlığı araştırma sonuçları, diş çürükleri ve dişeti hastalıklarının yaygın ve şiddetinin yüksek olduğunu gösteriyor. Okul öncesinde, ağzında çürüğü olan çocukların sayısı yüzde 84’leri buluyor. İlköğretime başlarken her çocukta ortalama 4-5 süt dişi çürüğü ve her iki çocuktan birinin kalıcı dişinde çürük bulunuyor. Aynı çocukların, 5 yıllık izlenme dönemi sonunda daimi diş çürüğü sayısının 2-3 adete çıktığı görülüyor. Yetişkin her 100 kişiden 90’ında çürük diş, 85’inde dişeti hastalığı bulunuyıor. 55-65 yaş grubunda tüm dişlerini kaybedenlerin oranı yüzde 50 dolaylarında. Dişsizliğin bir organ kaybı olduğu ne yazık ki tüm dişler kaybedildikten sonra anlaşılıyor. Bu sonuçlara paralel olarak, ülkemizdeki yıllık diş fırçası kullanımı kişi başına 1 adetten (0,94) az. Diş macunu yıllık tüketimi ise 110 gram. İsviçre’de ise kişi başına düşen diş fırçası yıllık kullanımı 1,6 adet, macun kullanımı ise yılda 300 gram.

YILDA İKİ KEZ MUAYENE

Ülkemizde bireylerin pek çoğu, diş fırçalamanın önemli olduğunu ifade etmelerine karşın, düzenli diş fırçalayanların oranı ancak yüzde 15 civarında. Diş hekimine yılda en az iki kez muayene olunmalı. Çocukların altı yaşına kadar diş fırçalama alışkanlığını edinmesi gerekiyor. Altı yaş grubundaki çocuklarda, diş fırçalama oranının yüzde 10-12’lerde olduğu araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Oysaki erken yaşlarda alınacak önlemlerle dişte ömür boyu koruma sağlanabileceği gerçeği bilinmeli. Ne yazık ki çocuklarımız diş çürüklerinden ötürü hayata yenik başlamakta.

Yazının Devamını Oku

Lazer teknolojili diş implantları

15 Kasım 2012
İmplantlar, titanyumdan yapılmış yapay diş kökleri olarak tanımlanıyor.

Diş implantları(yapay diş kökü), son yıllardaki teknolojik gelişimlerin paralelinde olgunluk dönemini yaşıyor. Takılıp çıkarılabilen protezler, yerlerini artık implantlarla desteklenmiş protezlere bıraktı. Ayrıca eksik dişleri tamamlamak için yandaki sağlam dişlerin kesilmesine de gerek yok. İmplantlarla ilgili binlerce araştırma yapıldı ve mükemmeli aramak için yapılan bu araştırmalar durmaksızın devam ediyor. İmplantların daha uzun süre ağızda kalmasını sağlamak amacıyla firmalar birçok yeni gelişme üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Amaç ise, sorunsuz implant yerleşimi ve daha uzun süre implantın ağızda kalması. İmplantların üretiminde, bir süredir lazer teknolojisi uygulanmaya başlandı.

KEMİK ERİMESİ MİNİMUM DÜZEYDE

Harward Üniversitesi Öğretim Görevlisi Diş Eti Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Myron Nevins, Türkiye’de yapılan implant kongresinde lazer implantlarla ilgili çalışmalarını Türk diş hekimleriyle paylaştı ve bu tip hastaların tedavisi hakkında hekimlere yeni bir bakış açısı kazandırdı.
Son dönemlerde kullanıma başlanan lazerle pürüzlendirilmiş implantlarda, başarı oranının daha yüksek olduğu kanıtlandı. Lazer teknolojisi kullanılarak üretilen implantın boyun kısmına, yumuşak doku ve kemik daha sıkı bağlanıyor. Böylece fiziksel tutuculuk daha iyi oluyor. Bu güçlü bağlantı, fiziksel bir barikat oluşturuyor. Oluşan bariyer, implantın üst kısmında kemik erimesini minimuma indirgiyor. Yeni çalışmalar, lazerle pürüzlendirilmiş implant uygulamasında, yara iyileşmesinin daha hızlı olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca araştırmaların sonucunda, lazerle pürüzlendirilmiş implant bölgesinde bakteri birikiminin daha az olduğu ortaya çıktı. Bakteri birikiminin az olması da implantın ağızda kalma süresini uzatıyor.

Yazının Devamını Oku

Anestezi yapılmadan diş estetiği mümkün

15 Ekim 2012
Estetistik ve güzellik, kişiyi ve çevresini olumlu etkileyen bir değer olarak önemini her geçen gün arttırmaktadır.

 Yüz estetiğinde ilk dikkat çeken bölgeler dişler ve gözlerdir. Yapılan araştırmalar popülasyonun yüzde 10’un dişlerinin görüntüsünden rahatsız oldukları için gülümsemekten çekindiklerini ortaya koymuştur Bu ürün, kolay ve uyuşturma(iğne) gerektirmeden güzel bir gülümseye sahip olmanızı sağlayacak bir çeşit protez türüdür. Yaklaşık dokuz yıldır ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır. ABD’li Dr. Marc Leichtung tarafından, diş hekimlerinin çaresiz kaldığı vakalar için geliştirilmiştir.

Rahat bir gülümseme

Dişlerinin estetiğinden memnun olmayan kişilere genel olarak uygulanan çözüm, ön dişlerin küçültülerek seramik kaplamaların, kesilen dişlerin üzerine yapıştırılması veya ortodontik (tel ve braket) tedavi yoluyla gerçekleştirilir. Hastalar bu tedavi sürecinde iğne yapılması ve dişlerin küçültülmesinden rahatsız olabilirler. Hatta bu uygulamalardan çekindikleri için estetik olarak memnun olmadıkları dişlerle yaşamaya bile razı olurlar.
Bu teknik, estetik beyaz dişlere ve rahat bir gülümseye sahip olmak isteyen hemen her kişiye uygulanabilir.

Diş lensi uygulaması

ABD’de iş görüşmesi veya düğün gibi önemli ve özel bir günde kullanmak amacıyla yaptıran kişiler bile bulunmaktadır. Hastanın kendi dişlerine hiçbir girişimde (oyma, küçültme, vs.) bulunmadan uygulanır. Anestezi (uyuşturma) yapılmasına ihtiyaç duyulmaz. Takıp çıkarılabilir. Yapıştırılmasına gerek yoktur. Başka bir deyişle ‘’diş lensi’’ denilebilir. Kişilerin istediği renk (19 renk) ve şekilde üretilmesi mümkündür. Tek üst çeneye veya her iki çeneye birden uygulanabilir. Rahatlıkla çiğneme yapabilirsiniz. Günlük normal yaşam içindeki fonksiyonlara dayanıklıdır. Çiğneme işlevini ve estetiği bir arada sağlar.

Yazının Devamını Oku

RAMAZANDA AĞIZ KOKUSUNU GİDERMENİN YOLLARI

25 Temmuz 2012
RAMAZAN ayı gelince oruç tutanların önemli sorunu ağız kokusudur.

Oruç tutacak okuyucularımızın basit önerileri dikkate alarak bu sorunu hafifletmeleri veya yok etmeleri mümkündür.
Sabah uyanıldığında açlık nedeniyle sindirim kanalında biriken gazlar ve dilin arka bölümünde üreyen bakterilerin sebep olduğu ağız kokusu ortaya çıkabilir. Kahvaltı yapmak, dişleri fırçalamak, ağız gargaraları kullanmak sabah oluşan bu kokunun geçmesi için yeterlidir
 Ağızda mevcut diş çürükleri ve diş taşları ve uyumu bozulmuş eski köprüler ağız kokusuna neden olur. Bu nedenle ramazan öncesi diş hekimine giderek diş tedavileriniz tamamlanmalı ve özellikle diş taşları temizlenmelidir.
Ramazan boyunca şekerli, yağlı ve aşırı baharatlı, , yumurta, sucuk, sosis, pastırma çikolata, kek gibi yiyeceklerden kaçının. Bu tür gıdalar terleme ve solunum yoluyla dışarı atıldıklarından nefesin kötü kokmasına sebep olurlar.
Çay, kahve, kola gibi çok fazla kafein içeren içecekler mümkün olduğunca az tüketilmelidir. Bu içecekler idrar söktürücü özellikleri nedeniyle vücutta su kaybını arttırır ve ağızda kuruluk yapar. Bu da ağız kokusunu tetikler. Sahurda liften zengin sebze, meyve, fasulye, nohut gibi gıdaları tercih edin. Sigaradan mümkün olduğunca uzak kalın.

DİLİNİZİ MUTLAKA FIRÇALAYIN

Temizlenmemiş diş yüzeyi ve diş aralarında biriken bakteriler ağız kokusunu arttırmaktadır. Sahur ve iftar sonrası dişlerin ve özellikle dilin fırçalanması, ağız gargaraları, diş ipi kullanımı ağız kokusunu önleyecektir. Dilin yüzeyi oldukça pürüzlüdür ve bakterilerin yaşamasına elverişli bir ortamdır. Bu açıdan dilin fırçalanması ayrı bir önem taşır. Gün içerisinde macunsuz şekilde diş ve dilin fırçalanmasının da yararı vardır.

Yazının Devamını Oku

Gebelik döneminde röntgen çekimi

1 Haziran 2012
Tıbbi alandaki radyasyon uygulamaları; radyasyonun, tümörlü hücreyi yok edebilme yeteneğine sahip olması ve radyasyondan görüntü elde edilebilme temeline dayanır.

Bu iki özelliğinden dolayı radyasyonun hastalıkların teşhis ve tedavisinde önemli rolü vardır. Radyasyonun canlılarda oluşturacağı zarar ise, radyasyonun çeşidine, doz hızına ve bu doza maruz kalış süresine bağlıdır. Diş röntgenleri çoğunlukla, çürükleri, çene kemiği seviyesini, diş apselerini, ,gömülü dişleri tespit etmek için ve kanal tedavisinde sıklıkla kullanılır.
Periapikal radyografi olarak adlandırılan küçük diş filminin iyonize radyasyon dozu 0.005 mSv, panoramik radyografinin ise 0.009-0.026 mSv dir. TAEK Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği’nin 10. Maddesinde kişiler için etkin doz bir yılda 5mSv’i, beş yılın ortalaması ise 1 mSv’i geçmemesi gerektiği belirtilmiştir. Bu veriye dayanarak basit bir hesaplama ile yılda bine yakın diş röntgeni çektirilir ise ancak bu sınıra ulaşılabileceği açıktır.

İLK 14 GÜNE DİKKAT

Gebelik döneminde bile 0.05mSv’nin altında alınan radyasyon dozunun; bebeğin üzerinde gelişme ve zekâ geriliği gibi kötü etkiler oluşturabileceğine dair bir kanıt yoktur. Lakin gebeliğin ilk 14 gününde embriyo radyasyona çok hassastır ve radyasyona maruz kalınır ise gebelik tamamen sona erebilir (bebeğin düşmesi vb). İlk 14 günden sonra yüksek doz radyasyona maruz kalındığında zekâ geriliği, beyin, göz ve diğer organlarla ilgili anomaliler ve büyüme geriliği olabilir. 20-25 haftalardan sonra bebek nispeten radyasyonun olumsuz etkilerine daha dirençlidir. Ancak yine de hamilelik sırasında gereksiz röntgen çekimlerinden uzak durmak gerekir. Acil bir rahatsızlık var ise karın bölgesini kurşun bir yelekle koruyarak film çekilmelidir. Gerekli bir durum yok ise röntgen filmleri kesinlikle gebelikten sonraki döneme ertelenmelidir. Klasik diş röntgeninde ağzınızın içine, küçük bir film yerleştirilir. Hasta filmi tutar. Röntgen aleti hedef dişe yönlendirilir ve röntgen çekilir. Birkaç dakika süren filmin banyosundan sonra röntgen çıkar. Son teknolojik gelişmelerden sonra ise film bilgisayara direk aktarılır. Dijital röntgen sistemlerinde daha düşük radyasyon vererek daha kısa sürede dişin filmi bilgisayar ekranına aktarılır. Doktorunuz ekrandaki film üzerinde değişik işlemler uygulayarak teşhisini daha rahat bir şekilde koyabilir. Fazla radyasyona karşı bir önlem olarak, diş hekiminiz size ön tarafınızı kaplayan bir kurşun önlük veya boyunluk giydirebilir.

Yazının Devamını Oku

Çürük ve eksik diş obezite nedeni

22 Mart 2012
OBEZİTE günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin, yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Dişlerin estetik, konuşma ve gıdaları öğütme gibi görevleri vardır. Sindirim sisteminin ilk aşaması ağızda başlar. Özellikle besinlerin ağızda öğütülerek mideye ulaşması gerekir. Ağızda çürük, eksik (çekilmiş) ve sağlıksız dişlerin bulunması, gıdaların çiğnenmeden yutulmasına neden olur. Bu durum mideyi gereksiz şekilde yorar ve obeziteye neden olabilir.
Japonya’da yapılan araştırma, yemeğini hızlı ve çiğnemeden yiyenlerin şişmanlama ihtimallerinin diğerlerine nazaran 3 kat fazla olduğunu ortaya koymuştur.
Günümüzde “fast food” tipi beslenme şeklinin artması ve geleneksel yemek alışkanlıklarının azalmasıyla bir sorun halini alan şişmanlığa, hızlı ve çiğnemeden yemek yeme alışkanlığının katkıda bulunduğuna ilişkin araştırma kapsamında, 30 ile 69 yaşları arasındaki 3 binden fazla Japon’a yemek alışkanlıkları konusunda soru sorulmuştur.
İMPLANTLA TAMAMLANMALI
Sonuçları İngiliz Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre,  yemek yeme alışkanlığı ve gıdaları öğütme şeklinin obeziteyi nasıl etkilediğine ışık tutmuştur. Gıdalar hızlı ve yeterince öğütülmeden yenilmesi durumunda, mideden tokluk sinyali beyne gidene kadar mide çoktan fazlasıyla dolmaktadır. Bu yüzden de hızlı yemek alışkanlığı şişmanlatmaktadır.
Diş, dişetleri problemleri ve ağızdaki eksik olan dişler çiğneme fonksiyonunun yetersiz kalmasına neden olur.  Besinler öğütülmeden ve parçalanmadan mideye ulaşır. Bu sakıncalı durum gereğinden fazla yemeğin mideye gitmesiyle sonuçlanır. Çiğneme fonksiyonunun etkin olabilmesi için eksik dişler implant veya protezlerle tamamlanmalıdır. Çürük dişlerin tedavileri bitirilmeli, diş etleri sağlıklı hale getirilmelidir. Artık modern diş hekimliğindeki gelişmeler implant ve protez uygulamalarını kolaylaştırdığı unutulmamalıdır.
Eskilerin “her lokmanın 40 kez çiğnenmesi gerektiği” sözü şişmanlığı engellemek için ne kadar doğru olduğunu anımsanmalıdır. Sağlıklı günler dileğiyle….
Yazının Devamını Oku