Zeynep Bölükbaşı

Yeniden programlanın

25 Ekim 2007
Bazen "neden", "nasıl" diye sormadan teslim olmak gerekir. Ben de bu hafta öyle yaptım ve kendimi Sangeeta’ya bıraktım. Beni yeniden programladı! Der spiritüel, gelenek özümüzden yaşayabilmekten bahseder. Bu gerçekten ne anlama gelir? Bunu gerçekten bilen biri var mı? Anlatılan işaretler ve yaşanan olaylar mı var ya da sadece tamamen deneyimlerle mi alakalı?

Özümüzden yaşamaya alıştıkça, hayatımız da daha tolere edilebilir olur, endişelerimiz, gerginliklerimiz erir gider ya da en azından büyük yoğunlukta bizi boğmaz. Kısaca dış dünyamızın makrosunun içsel gerçeklerimizin mikrokozmik dengesi ile büyük bir lütuf (onur) tecrübe ederiz. Hayatımızın bir noktasında hepimiz bunu yaşamışızdır; peki ya bu onuru tüm hayatımız boyunca yaşasak? Hayat nasıl olurdu?

Kısa bir süre önce hayatını bu şekilde sürdüren bir hanımla tanıştım. Olumlu olumsuz hiçbir duygu onu rahatsız etmiyor gibi görünüyordu. Ondan fışkıran bir dinginlik, güven ve sakinlik duygusu hemen hissediliyordu. Guruluk gömleği giymiyor ya da herhangi bir dini özümsememiş; ama çok gerçek, ayakları yere basan, İş İdaresi master’ı bulunan bir tıp doktoru.

O, dünyayı dolaşarak insanlara özlerine nasıl ulaşacaklarını ve hastalıkların, stresin ve huzursuzlukların sebep olduğu illüzyonlar yerine, özlerinden gelen hayatı yaşamalarını öğretiyor.

Daha mutlu bir hayat mümkün

Çok basit teknikleri kullanan Dr. Sangeeta Sahi, size bu kainatta çok daha ileri boyutlara erişebilmeniz için beyninizi kötü düşüncelerden uzak bir duruma getirmenizi öğretiyor. Beyniniz diğer boyutlarla etkileşim içinde olduğundan, farklı ışık ve sevgi frekansları fiziksel hücrelere ulaştığından ve hücrelerin daha yüksek frekanslarda titreşime geçmesine neden olduğundan, bilincinizin genişlemesine ve farkındalığınızın kaymasına yol açıyor.

Hücreler yüksek frekanslarda titreşime uğradıkça, Dr. Sangeeta Sahi’nin size nasıl kullanacağınızı öğrettiği basit bilinçsiz yeniden-programlanma metodu ortaya çıkarak harekete geçer ve çok eski davranış biçimleri, hatıralar, duygular uyanır. Size bilinçsizce sürdürdüğünüz hayattan ziyade kendi seçiminizle yaşamak istediğiniz hayat yeni programlar ve inançlarla aktive edilebilir.

Dr. Sangeeta Sahi, New Delhi-Hindistan’da, çoğu tıp doktoru olan bir ailede doğmuş. Ailesindeki dördüncü jenerasyon doktorlardan. Londra’da büyümüş ve çok küçük yaşlarda insanlardaki duygusal ve fiziksel hastalıkları çıkarabileceğini keşfetmiş. Uzun yıllar Hindistan, Himalayalar, Avrupa ve Amerika’da Spiritüel Master eğitimleri almış ve kundalini yoga, reiki, pranik iyileştirme, nefes teknikleri, vücut çalıştırma teknikleri konularını öğrenmiş. Daha sonra spiritüel tekniklerin bilimsel dayanaklarını dünyanın en iyi kuantum fizikçilerinden ve biofizikçilerinden öğrendiği New York ve Amerika’nın birçok farklı eyaletinde yaşamış. Kuantum ve lüks endüstrinin vibrasyonel alanlarına hakim olmasını sağlayan master derecesini de Paris’te Lüks Marka Tüketimi konusunda tamamlamış. Yani oldukça ilginç bir eğitim ve hayat görüşüne sahip!

Dr. Sahi, 5 Kasım’a kadar da Temel Theta’yı öğretmek için İstanbul’da olacak (2,3,4 Kasım). Dr. Sangeeta Sahi ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi için www.genuinehumanbeing.net sitesini ziyaret edin. Derse katılım ve özel randevular için 0533 560 09 55’i arayın.
Yazının Devamını Oku

Kainat sensin

18 Ekim 2007
Astrolog Zeynep Değirmencioğlu’nun anlatımı ve piyanist Tuluyhan Uğurlu’nun doğaçlama yorumuyla ’Evren Enerjilerine Müzikle Meditasyon’ adlı değişik bir etkinliği haber vermek istedim sizlere... Sevgili Neslihan Yavuzer Behmuaras (ya da New Age Nesli mi demeliyim!) hayatıma hep güzel müzikler katmıştır. O yüzden ondan gelen her türlü öneriye teslim olurum tereddütsüz. Bu cumartesi planınız ne bilmiyorum ancak ’Kainat Sensin’ başlığıyla beni kendine çeken bu organizasyon aklınızda bulunsun istedim.

Unutmayınız, gerçekten de kainat sizsiniz! Ve evet, dünya sizin etrafınızda döner, tabii eğer isterseniz...

Gelelim etkinliğe...

Astrolog Zeynep Değirmencioğlu’nun dünyaya hızla akan evren enerjileri hakkında yapacağı bilgilendirici konuşmaları piyanist Tuluyhan Uğurlu’nun müzikal doğaçlamayla yorumlayacağı ’Káinat Sensin’ adlı meditatif etkinlik, 20 Ekim Cumartesi günü Aya İrini’de yapılacak. Gökcisimlerinin titreşimlerinin söze ve müziğe dökülerek vücut bulacağı etkinlik Ayasofya Müzesi Müdürlüğü himayesinde düzenlenecek.

Astrolog Zeynep Değirmencioğlu, 2002 yılından itibaren gökyüzünden dünyaya yansıyan ve hücrelerimize kadar bizi etkileyen yepyeni bilgileri kitlelerle paylaşmak için bir dizi etkinlik düzenliyor. Yıllardır evren üzerine pek çok konser veren piyanist Tuluyhan Uğurlu ise bu etkinliğe mistik ve doğaçlama icrası ile katılıyor. Bizlere ’duyularımızla yıldızlara dokunabilme’ olanağı sağlayabilir.

Astrolojiyi, bireysellikten çok evrensel yanıyla ele alan Değirmencioğlu, oluşan enerji koridorunu şöyle tanımlıyor: "Samanyolu galaksisi, Herkül takımyıldızına doğru kaymakta. Yaklaşık yüz bin yılda 26 derece olan bu kayma, hızını artırarak 1992-2002 arası 3 derece birden kaydı.

Bu oluşumun yanı sıra 500 yılda bir birleşen Sirius takımyıldızından da Andromeda’ya güçlü ışınlar yönlenmiş bulunuyor. Andromeda galaksisi ve bu galakside bulunan Ülker, Herkül, Kraliçe ve Koltuk, Orion, Yılancı takımyıldızlarına ve onlardan da Güneş sistemimize alışkın olmadığımız enerji dalgaları adeta bir şelale gibi akıyor.

Bütün bunlar tek bir anlama geliyor: Hücrelerimize kadar bizi etkileyen yepyeni enerjilerle evrimimiz hızlanıyor, hem biz hem de dünyamız değişiyor. Ve henüz genel bir açıklama yapmaktan kaçınan bilimadamlarının şaşkınlıkla fark etmeye başladıkları inanılmaz bir olay daha gerçekleşiyor: DNA sarmallarımız artıyor, bağışıklık sistemimiz yeni enerjilere uyumlanmak için güçleniyor.

İnsanlık için çok önemli bir ’geçiş ve adaptasyon’ dönemi olan bu zaman diliminde ’Káinat Sensin’ başlıklı etkinliği gerçekleştirmemizin amacı, enerjileri ile bizi yıkayan ve kaçınılmaz bir değişime uğratan gökcisimlerinin neleri ’sembolize’ ettiklerini açıklamak ve bu enerjileri, evrenin dili olan müzik eşliğinde meditasyon yaparak kendi iç álemimizde uyandırmaktır."

Yüzlerce yıl önce Mevlana’nın da dediği gibi: Sen bedende küçük bir álemsin, fakat hakikatte ise káinat sensin.
Yazının Devamını Oku

Dönüşüm Oyunu hayatınızı değiştirsin mi

11 Ekim 2007
Eğer hazırsanız, yaşamınızda açık olmayan, çözemediğiniz, olanı göremediğiniz, karmaşık gelen bir konuda güçlü yanlarınızı, kendi önünüze koyduğunuz sınırları, amaca ulaşmak için atabileceğiniz adımları gözünüzün önüne seren, kısaca size yaşamınızı yansıtan çok ciddi bir oyunla tanışmanızı tavsiye ediyorum: Dönüşüm Oyunu. Hayatı akışına bırakarak yaşamak gerektiğini bilsem de çoğunlukla bunu uygulamaya geçirmenin zorluğunu yaşadığım olur. Oysa "aman canım, ne olacaksa olsun" diyerek belki de vazgeçtiğim anlarda, kapıma gelir bir kutu çikolata tadında bir sürpriz! Bunun son örneğini, orijinal adı "Transformation Game" olan "Dönüşüm Oyunu" ile yaşadım.

Doğrusu Çekirge olarak epeyce geç kalmışım bu oyunu oynamak için! Çünkü Joy Drake, 1977’de, Tibetli rahiplerin ruhsal yolculuklarında kullandıkları bir oyunun varlığını duyduğunda, benzer bir oyun oluşturmak istemiş. O sıralar İskoçya’da, Findhorn’da yaşıyormuş. İnsanların Findhorn’da yıllarca yaşamadan buranın sağladığı dersleri, içgörüleri alabilecekleri bir Findhorn deneyimi yaratmak niyetiyle, hobi olarak bu oyun üzerinde çalışmaya başlamış.

Kathy Tyler, Joy’a katıldığında ortada hoş ama dağınık fikirler ve kabataslak bir oyun varmış. Kathy oyunun ilk versiyonunu bir araya getirmiş. Bu arada sayısız oyuncu fikirleri ve sezgileriyle oyunun evrimine katkıda bulunmuş. 1978’de de ortaya "Dönüşüm Oyunu" çıkmış.

Ve bu oyun Türkiye’de 2004 yılından beri oynanıyormuş! İşte bu yüzden geç kaldığımı söyledim. Ama olsun, bence "zaman"ı bir yana bırakıp "şimdi"nin kollarında olmalıyız!

Sadece D&R’larda

Ben bu oyunla D&R Halkla İlişkiler Müdürü Nalan Demircioğlu’nun tavsiyesi üzerine tanıştım. Türkçe’ye çevrilerek sadece D&R’larda satılan bu oyunu kendisi de oynamış ve çok etkilenmiş. Ben de hiç vakit kaybetmeden oyunun Türkiye’deki üç kolaylaştırıcısından/moderatöründen biri olan sevgili Müge Özkorkut ile buluşarak oynadım. Bir cumartesi sabahı saat 10:30’da başladığımız Dönüşüm Oyunu, 15:30’da bitti! Ve ben zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile!

Hayatınızla ilgili bir niyet belirleyerek, tıpkı Monopol gibi bir düzenekle oynanan oyunda zar atarak "doğuyor", sonra da "hayat yolu"nda ilerliyor ve bu yolun gereklerini yerine getiriyorsunuz. Attığınız her adımı farkında olarak atarsanız, niyetinize nasıl ulaşacağınızı bulabiliyorsunuz. Ancak en önemlisi hayattaki eylemleriniz... Farkındalığınız ne kadar yüksek olursa olsun, bunları eyleme dökmedikçe sadece olduğunuz yerde şişer, hatta "farkında" bir şekilde çatlayabilirsiniz! Şaka bir yana, hayatınıza ve size bir ayna tutan, sizin nasıl biri olduğunuzu (tabii ki dürüstlüğünüz ölçüsünde!) gösteren bu oyunu ister tek kişi isterseniz 6 kişiye kadar arkadaşlarınızla oynayabilirsiniz. Ayrıca ister Müge Hanım gibi bir kolaylaştırıcı eşliğinde isterseniz de hemen bir D&R’a giderek alacağınız kutuyla oynayabilirsiniz.

5 saatlik deneyimimi ve bu sırada gözümün önünden film şeridi gibi geçen hayatımı (!) burada, minicik bir köşede anlatmam pek mümkün değil takdir edersiniz. Ancak sonucu şöyle söyleyebilirim: Niyetimi gerçekleştirebileceğim yolu buldum! Yani başta bahsettiğim bir kutu çikolataya ulaştım. Bu oyun sayesinde hayatına pek çok güzel insanı katmış Müge Hanım’la da tanıştım. Ondan 75 yaşındaki bir hanımefendinin bu oyunu oynama hevesini ve yaşam sevincini dinlerken gözlerim doldu. Aynı şekilde oyun boyunca ona yalan söyleyen bir genç kızın sonunda nasıl kendi yalanına yakalandığını ve yalanın hayatta hiçbir şeye yaramayacağını fark ettiğini öğrendiği hayat dersinden de etkilendim.

Evet, hayat bir oyun. Dönüşüm oyunu ise bu oyunu daha zevkli hale getirmek için yeni bir yol... Önümüz kış. Evde geçirilecek zamanlar çoğalacak. Bence herkes en dürüst halini alıp Dönüşüm Oyunu’nu oynasın. Bakalım kimin hayatı, ne kadar, neye dönüşecek?

Ayrıntılı bilgi için: mcozkorkut@ekolay.net

NOT:
Geçtiğimiz hafta yazdığım spiritüel filmler sitesinin adresi, www.sinematin.com’dur.

Eşsiz bir kendini keşfetme aracı

Hayat bazen lütuflarla, içgörülerle ve etrafımızdaki insanlarla kalpten bir bağlantı ile doludur. Diğer zamanlarda ise bir dizi engelle sarsılır, acılar biriktirir ve hatta depresyona düşeriz, hiçbir şey bu durumdan kurtulmamıza yardım etmiyormuş gibi görünür. Bazense biri umulmadık bir şekilde bize hizmet etmeyi teklif eder ya da biz bir başkasına yardım etmeye çalışırız.

Hayatın böyle çok çeşitli deneyimlerle dolu olması gibi "Dönüşüm Oyunu" da öyledir. Eğlenceli ama karmaşık bir oyun olan "Dönüşüm Oyunu" bir oyun edasıyla hayatınızdaki temel konuları dönüştürmede sağlam ve güçlü bir yol sunuyor. Oyunun amacı, diğer oyuncuların ve kolaylaştırıcının (oyunu oynatan ve yöneten kişi) sağladığı güvenli ortamda, farkındalık alanında derinleşmek ve zorlukları oyun gibi, ama derin bir şekilde fırsatlara dönüştürmek.

Oyun, yaşamınızda açık olmayan, sizi zorlayan, içinden çıkamadığınız bir konuda güçlü yanlarınızı, kendinize koyduğunuz engelleri, amacınıza ulaşmak için atacağınız adımları ve sizi bu konuda destekleyecek iç niteliklerinizi görmenize yardımcı olarak ve izin verdiğiniz ölçüde farkındalığınızı artırarak sizi geliştirir.

"Dönüşüm Oyunu"nu bugüne dek binlerce kişi oynamış, bu insanlar hayatlarında çok önemli dönüşümler yaşamış. Yani; "Buna oyun demek haksızlık olur.
Yazının Devamını Oku

Ruhumuza dokunan filmler bu sitede

4 Ekim 2007
Spiritüel alemin akıllı insanlarından Hasan Sonsuz Çeliktaş, yeni kurduğu internet sitesiyle ruhumuza dokunan, hayatımızı sorgulatan filmleri tanıtıyor. Tıklayınız efendim... Bu arada spiritüel film demişken, Türkçe çevirisiyle orijinal The Secret (Sır) DVD’sinin ekim sonunda D&R’larda olacağının haberini vereyim.

ava sonbahara döndükçe sinema daha da çekici olur benim için. Şu sıra sevgili Hasan Sonsuz Çeliktaş sayesinde tam da Çekirge’ye yaraşır filmlerle tanışıyorum! Temelde spiritüel içeriğe sahip bu filmlerden hepimizi haberdar etmek isteyen Sonsuz, bir web sitesi hazırlayarak şahane bir iş yapmış. Daha geniş bilgi için Sonsuz’a yazın, diyebilirim: film@sinematin.com

İşte Sonsuz’dan 10 favori filmi

"Dünyanın ilk, tamamıyla spiritüel filmlere ayrılmış veritabanı olan bu siteyi hazırladım. Kendi izlediğim ve çeşitli forumlarda konuşulanlardan derlediğim 75 farklı film şu anda sizleri bekliyor. Bu sitede filmlerle ilgili bilgilere ulaşabilir, fragmanlarını izleyebilir, benim filmlerle ilgili notumu ve düşüncelerimi okuyabilir, kendiniz not verebilir ve yorum yazabilirsiniz.

1) Un Buddha: Bu filmi çokça duyduğunuza eminim. Arjantin yapımı enfes bir film. Anne babaları öldürülen iki kardeşten biri üniversite profesörü olurken, diğeri kendini meditasyona adıyor ve ikisinin yolu bir Zen tapınağında buluşuyor.

2) Martı: Evet, evet bildiğiniz Martı bu. Richard Bach’ın muhteşem kitabı Martı’nın filmi. 1973 yapımı olması, filmin güzelliğine gölge düşürmüyor. Bilakis o zamana göre düşünüldüğünde olabilecek en güzel şekilde çekilmiş ve Neil Diamond’ın enfes müziği de eklenince ortaya harika bir eser çıkmış.

3) Indigo: Evet, evet bu da bildiğiniz Indigo... Ruhsal özellikleri çok güçlü bir indigo çocuğun hikayesi bu. Hem de başrollerin birinde "Tanrı ile Sohbet"in yazarı Neale Donald Walsh oynuyor.

4) One: The Movie: Geçtiğimiz Mayıs ayında izlemiştim ve bu adamlar yapabiliyorsa, ben neden yapamayım düşüncesini verdi bana. Şöyle ki film çekimiyle alakası olmayan bir adam bir sabah gözlerini açıyor ve diyor ki "Benim hayatın anlamı üzerine bir film yapmam lazım." Sonra şekilleniyor bu konu, iki kişi de katılıyor kendisine ve üçü birlikte bir olmak üzerine bir film çekmeye başlıyorlar. Fakat üçünün de film yapımcılığıyla hiç alakası yok. Zaman içinde dünyanın en önemli spirituel figürlerine ulaşmaya başlıyorlar.

5) Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi: Bu romanın da filmini yapmışlar evet. Bilmeyenler için hatırlatayım, dünyada fırtınalar estirmiş, Türkiye’de de Altın Yayınları’ndan çıkmış spiritüel bir romanın filmi bu. Bir kaza nedeniyle ölüp öte tarafta hayatını etkileyen 5 kişiyle buluşan bir adamın hikayesi.

6) As it is in Heaven: Film değil bu şiir, şiir! Zaten Oscar’a aday olmuş ve İsveç tarihinin en çok izlenen filmi durumunda. Oscar alamadığına yazık. Doğduğu köye dönen dünyaca ünlü bir koro şefinin köyde yaşadıklarının hikayesi. Köyün korosunun başına geçiyor ve bundan itibaren insanın başkaldırısına, ama bir yandan da egosuna dair harika bir öykü izliyoruz.

7) Prenses ve Savaşçı (Der Krieger und Die Kaiserin): Bodo adlı bir adam, Sissi adlı bir kadının hayatını kurtarır. Sissi, akıl hastanesinde çalışan bir hemşiredir ve zamanı geriye döndürme yeteneğine sahiptir. Almanlar’dan alışılmadık bir eş ruh öyküsü. Yönetmeni "Parfum" ve "Koş Lola Koş"un yönetmeni Tom Tykwer.

8) Travellers&Magicians: Himalayaların tepesinde Bhutan isminde bir ülke var. İşte bu film, Bhutan’ın ilk resmi filmi. Konu ise kısaca şöyle: ABD hayranı bir Bhutanlı’nın hayattaki en büyük arzusu, ülkesinden ayrılıp, ABD’ye gitmek. Bunun için yola çıkıyor, fakat daha ilk durakta kalıyor, çünkü günde sadece 1 ya da 2 arabanın geçtiği bir yerde yaşıyor. Bu arada durağa bir Budist keşişi ve bir köylü geliyor. Hikaye bu üçü arasında gelişiyor.

9) Living with Heaven (Talking to Dead): İki ismi var bu filmin. "Cheers" dizisinden hatırlayacağımız Ted Danson başrolünde. Danson çocukluğundan itibaren ölüleri görebilen ve onlarla irtibat kurabilen bir adam rolünde. Anlayacağınız "Sixth Sense" ile "Ghost Whisperer" tadında bir film.

10) If Only: Fena halde hayranı olduğum Jennifer Love Hewitt’in filmografisini incelerken rastlamıştım bu filme. Kız arkadaşını çok seven, ama işleri nedeniyle onunla ilgilenemeyen bir adam var ve bir gün kız arkadaşı gözlerinin önünde trafik kazası geçirip ölüyor. Fakat ertesi sabah gözlerini açtığında "dün"ü tekrar yaşadığını görüyor ve kız arkadaşı da aynen yanıbaşında ve bugün için bir başka seçim yapma fırsatı var.

Anlayacağınız "Bugün Aslında Dündü" filmine çok benziyor. Harika bir aşk filmi izlemek isteyenler de bayılır bu filme.
Yazının Devamını Oku

Dr. Kuantum ile nasıl konuşamadım

20 Eylül 2007
Okulların açıldığı ilk gündü, bütün İstanbul trafiği alarmdaydı, ama hiçbir şey beni durduramadı. Günümüzün Einstein’ı diyebileceğim, kuantum fizikçi Fred Alan Wolf İstanbul Swissotel’deydi, kaçıramazdım!.. Fred Alan Wolf’u maalesef kaçırdım; daha doğrusu o beni kaçırdı! 72 yaşındaki Dr. Kuantum, İstanbul’da gördüğü ilgiden ve basının sorularından yorgun düşmüştü ve odasına sığınmıştı. Haklıydı aslında. Çünkü her birimizin kuantumla, zamanın göreceliliğiyle ilgili sorduğu soruların yanıtı çok zamanını ve enerjisini alıyordu. Bir de geldiği o uzun yol düşünülürse... Ona hak vermekten başka yapacak bir şey kalmıyordu. Ben de Dr. Kuantum’un gıyabında bir yazı yazmayı, sorularımı haftaya saklamayı düşündüm... (Azimliyim!)

Kimdir Fred Alan Wolf

Ben kendisiyle "What The Bleep Do We Know" (Ne Biliyoruz Ki?) DVD’leri sayesinde tanıştım. Fiziğin en karmaşık alanlarından biri olan kuantumu hepimizin anlayabileceği şekilde açıklayabilmesi dolayısıyla Dr. Kuantum adıyla tanınan Fred Alan Wolf, bu konuda 11 kitap yazdı. Bilimi duygularla, sevgiyle, ruhla, düşünce gücüylü buluşturdu. İşte bu yüzden o diğer bilimadamlarından farklı. Hayatı sadece "somut gerçeklerden" ya da "elle tutulur gözle görülür" gerçeklerden ibaret algılamıyor. Düşünce gücünü bilimle açıklıyor.

Bunu The Secret (Sır) adlı kitapta şu sözlerle anlatıyor: "Size bahsettiğim, hayal dünyasında yaşama ya da gerçeklikten uzaklaşma noktası değil. Size daha derin ve temel bir anlayıştan bahsediyorum. Kuantum fiziğinin aslında bu keşfi vurguladığı anlaşılmaya başlandı. Kuantum, aklı işin içine sokmazsanız bir Evren’inizin de var olamayacağını ve algılanan her şeyi gerçek biçimlendirenin beyin olduğunu söyler." (syf. 20)

Ayrıca "İyi, bu çok güzel, ama ben bunu yapamam ki" ya da "Bunu yapmama izin vermezler ki" ya da "Bunu yapmaya yetecek param yok ki" ya da "O kadar güçlü değilim" ya da "O kadar zengin değilim" ya da "O değilim, bu değilim, şu değilim, değilim."

"Değilim"lerin her biri bir yaratımdır!" diyor. (syf. 167)

"Değilim", dediğiniz zaman bunun farkına varmanız ve bunu söylediğinizde bunu oluşturduğunuzu düşünmeniz iyi fikir. Dr. Wolf’un bu etkili anlayışı, büyük öğretmenler tarafından da aynı biçimde "ben...im" sözlerinin gücü olarak belgelenmişti. (syf.168)

İçinde bulunduğumuz zamanı "kuantum çağı" olarak niteleyen Dr. Wolf, 1982 yılında yazdığı "Taking The Quantum Leap" (Kuantum Sıçramasını Yapmak) adlı kitabıyla ABD Ulusal Bilim Kitabı Ödülü’nü kazandı. Popüler bir bilim insanı olan Dr. Wolf, 1963’te UCLA’dan mezun olduğundan beri bilinçle, psikoloji, fizyoloji arasındaki mistik bağı çözmeye çalışıyor. Bu yüzden hem bilim adamlarıyla hem gurularla yaşıyor, çalışıyor.

Önemli olan kim olduğunuzu bilmek

İstanbul’a, ANKA Kişisel Gelişim ve Danışmanlık’ın davetlisi olarak bir seminer vermek için geldi. Dr. Wolf, seminerinde kuantum fiziğini pratik olarak hayatımızda nasıl kullanabileceğimiz ve neler yaratabileceğimizi anlatıyor. Bu seminerle, belki de bildiğiniz bir gerçeği öğreniyorsunuz; arzuladığınız yaşama, hedeflediğiniz başarıya ulaşmak için size gereken en önemli bilgi "kim" olduğunuzdur.

Dr. Kuantum’un "Düşünceyi Gerçeğe Dönüştürmek" kitabı D&R ve Mia Yayınlarınca Türkçe’ye kazandırıldı. Eğer hálá şüpheniz varsa, "Olur mu canım?" diyorsanız Dr. Kuantum ile tanışın derim. Akıl ve madde konusunda daha derin bir anlayışa sahip olacaksınız.
Yazının Devamını Oku

Agama Yoga Türkiye’de

13 Eylül 2007
Tayland, Yunanistan, Hindistan, İsrail ve İngiltere’den sonra Agama Yoga Okulu Türkiye’de... Peki nedir bu Agama? OWO-KUN’un ortaklarından Fulya Eyilik anlattı. Agama, ne basitleştirilmiş Hindu mistisizmine ne de fitness bazlı jimnastiğe benzeyen bir Yoga sunmayı hedefliyor. Üçüncü bir seçenek üzerinde duruyor: Saf ve hakiki Yoga disiplini. Agama’nın kurucusu Swami Vivekananda Saraswati, bu yolun kaybolmasını önlemeye çalışan birkaç Yoga mastırından biri.

Agama Yoga okulu, Yoga ve spritüelliğin en yüksek metafiziksel amacına, aydınlanmaya erişmek isteyen günümüzün hevesli adaylarına, destek ve ilham verici bir rehberlik sunuyor.

AGAMA HAKKINDA

Agama 1998 yılında kurulduğundan beri, binlerce öğrenciyi ağırladı. Entegral Yoga kursları en çok rağbet gören kurs oldu. İddialı bir yaklaşım olacak, ancak Agama’nın dünyada eşi benzeri yok. Çünkü Hindistan ve Tibet’in spritüellik dünyasına sunduğu Yoga’nın bazı formlarının en ezoterik ve etkili olanlarını öğretiyor.

Batı’nın rasyonel düşünce sistemiyle Doğu’nun mistik gelenekleri arasında, pek çok spritüel metodu ve kişisel gelişim sistemini kullanarak bir sentez sunuyor. İyileştirme, fiziksel gelişim ve yaşam kalitesi gibi dünyevi konulara değinilse de genelde öğretiler, spritüel evrim ve öz-farkındalık çerçevesinde gelişiyor.

Rezonans Yasası

Yoga kursları, öğrenciler için bu bilimsel sisteme rasyonel bir temel sağlayan dikkatli bir yaklaşım içeriyor. İşe "Rezonans Yasası" ile başlanıyor. Bu yasa, insan ile evren arasındaki direkt uygunluk yasası ve bunun spritüellikte kullanılmaya başlanması olarak tanımlanabilir. Bu yüzden Agama sistemi Batı zihniyetine, Yoga’nın orijinal verimliliğini ve gücünü kaybetmeden kişisel özgürlük hissiyle adapte edilmiş.

Spritüel boyutlar

Otantik Yoga, bir kişisel ve spritüel gelişim sistemidir. "Spritüel" her insanın, Doğu’nun "spirit" (ruh) diye adlandırdığı temel "kimliğinin" kişisel deneyimleme aracılığıyla keşfi anlamına gelir. Bu kimlik, gerçek "merkezimizdir"... Öğrenciler, bu öğretileri kişisel olarak deneyimlemeleri ve hiçbir şeye körü körüne inanmayıp, kendileri karar vermeleri konusunda teşvik ediliyor.

Sağlık

Yoga genel anlamda, siz fiziksel sağlığınızı geliştirdiğinizde direkt olarak duygusal, zihinsel ve spritüel sağlığınızı etkilediğine inandığımız holistik fikirle işler. Tüm hastalıklar, beden, duygu ve aklın enerji dengesizlikleridir. Bu denge, biri gerekli beceriye sahip olduğu takdirde doğal olarak sağlanır.

Enerjiyle çalışmak

Yoga her zaman yaşamın ve evrenin temelinde enerji olduğunu belirtir. Agama Yoga’da, biz enerjiyle, kusursuz tekniklere göre çalışıyoruz. Bu, bedenin çeşitli bölgelerinde direkt olarak algılanabilir, kontrol edilebilir ve saklanabilir. Yoga’nın bu kadar güçlü bir kişisel gelişim aracı olmasının sebebi budur. Enerjiyle çalışmak, içsel dönüşümün temelidir.

Polarite

Tantra Yoga’da, tüm enerjilerin iki kutuptan, artı (+) ve eksiden (-) oluştuğunu gösteren polaritedir. Temelde, feminen unsura Shakti denir ve çoğunlukla kadınlarla açığa çıkar. Shakti, Taoist sistemin Yin’ine paraleldir ve metaforik açıdan geceye, aya ve yenilikçiliğe tekabül eder. Erkek unsura Shiva denir ve çoğunlukla erkeklerde açığa çıkar. Shiva, Taoist sistemin Yang’ına paraleldir ve metaforik açıdan güne, güneşe ve aktifliğe tekabül eder. Tantra Yoga her bireyde, bu kutuları güçlendirmek ve dengelemek için çalışır. Fiziksel durumu, nefes alma tekniklerini, rahatlama yöntemlerini, görüntülemeyi, meditasyonu vs. içerir.

AGAMA NEDEN ÖZEL

Swami Vivekananda Saraswati, Agama tarzını yaymaya karar verdiğinde, çeşitli kıtalarda Yoga üzerine geniş bir anket yaptı: Ne öğretilir, nasıl öğretilir, spritüel hedefler neydi gibi... Bu soruların yanıtları, günümüz dünyasında bu olağanüstü sistemin konumuna dair soluk bir resim çizdi.

Yoga’nın temel yönleri öğretim sürecinde göz ardı ediliyor ya da değiştiriliyordu. Özellikle Batılı öğrenciler, Yoga’nın, Tanrı ile birlik olmanın sanatı ve biliminden çok, jimnastik ve fitness ile özdeşleşen, pazarlamaya yönelik formunu alıyorlardı.

Swami, bu öğretilerin saflığına ve verimliliğine büyük değer veren bir yapı kullanarak, gerçek Hint ve Tibet Tantrik Yoga’sını esas alan otantik bir sistem geliştirdi. Yani Agama, ezoterik Yoga ve spritüel yaşama dair kapsamlı, net ve derin öğretiler sunuyor.

Agama’yı neden seversiniz

1. Hiç içinde diğer alternatif sistemlerdeki bilgi ve metotların kolayca uygulanabileceği doğal bir şifa sistemi düşündünüz mü?

2. Hiç insan ruhunu ve aklını anlayabileceğinizi hayal ettiniz mi?

3. Hiç hem yüce ve metafiziksel olup hem de günlük sorunları çözüp dünyevi konulara odaklanabilecek bir spritüel yol arzuladınız mı?

4. Hiç hem disipline edilip olgunlaşacağınız, hem de gülüp sevebileceğiniz, sosyalleşip maceralar yaşayabileceğiniz bir spritüel yol olup olmadığını merak ettiniz mi?

5. Telepati, paralel evrenler ve bilincin diğer formları, hipnoz, zaman yolculuğu, doğanın gizemli enerjileri, insan beyninin doğaüstü kapasitesi, Kundalini ve çakralar, insan auraları, hayal kurma, tantrik meditasyon, astroloji ya da Shambhala’ya ilgi duyuyor musunuz?

Okuyarak değil de yaşayarak öğrenenlerdenseniz (0212) 245 75 11 no’lu telefondan bilgi alın ya da OWOKUN’da düzenlenen ücretsiz tanıtım gecelerine katılın.
Yazının Devamını Oku

Affetmek üzerine (2)

30 Ağustos 2007
İftira ve de affetmek... Zıt gibi gözükse de kol kola gezen iki kavram. Tabii bakış açınıza bağlı olarak. Bu hafta, her şeyin insanlar için olduğuna inanarak ve Shakespeare’in "Buz kadar lekesiz, kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın" cümlesini hatırlatarak yazıyorum.

Aslına bakarsanız bu haftaki yazımı, şu sıralar herkesin elinde gördüğüm, benim de çıkar çıkmaz okuduğum Esther&Jerry Hicks çiftinin yazdığı son derece etkileyici "Çekim Yasası" adlı kitaba ayıracaktım. Ancak tam da Berat Kandili günü (pazartesi) yakınımda meydana gelen bir olay, beni hayatımda hiç bulunmayan ve varlığını ancak yanımda gelişince hatırladığım "iftira" kavramı üzerine düşünmeye itti... Ama bu düşüncenin hemen peşi sıra "affetme"nin böyle durumlarda nasıl devreye sokulabileceğini düşünürken buldum kendimi. (tam da Çekirge gibi!)

Ve aklıma birkaç hafta önce yazdığım, Dharma Yayınları’ndan çıkan "Affetmek Üzerine" adlı kitaptan bölümler geldi.

"Öfkenizi ne kadar uzun süre beslerseniz, kalbinizde ne kadar uzun süre saklarsanız, o da gün geçtikçe daha da asalak bir hal alır. O kadar güçlenir ki iğrenç bir yaratığa dönüşür." diyordu kitapta Edward M. Hallowal.

"Onu, derin düşüncelerinizle, davranışlarınızla ve gıcırdattığınız dişlerinizle beslersiniz. Sizi bu kadar kızdıran şeyi aklınızda tekrar tekrar yaşamanız, acınızı da canlı tutar ve her defasında o öfkeyi hissetmek intikam hayallerinizi geliştirir. Yavaş yavaş yaşamdan aldığınız zevk azalır ki bu da her konuda sizin için zararlıdır." diyerek devam ediyordu.

Önerisiyse oldukça sadeydi:

"İçinize ulaşan öfke parazitlerini yakalayıp onları emdiği şeyden, kalbinizin duvarlarından çekip alan bir tedavi gerekli. Tek köklü tedavi, affetmektir, intikam değil. Affederek, parazitlerin besinlerini kesersiniz ve artık onların solmasını ve yavaşça ölmesini izleyebilirsiniz. Affetmek, başkalarına verdiğiniz bir armağandır; ama aynı zamanda kendinize de armağanınızdır."

Bunu belki başımıza gelen olayın şiddetine göre ilk anda fark edemeyebiliriz. Ancak "zaman" her şeyin ilacı ve cevabı olacaktır. O nedenle asla anında tepki vermeyelim, öfkeden uzak duralım. Ama canımızın acısını yaşayalım, görmezden gelmeyelim.

Daha derin ve güçlü günler diliyorum; anlayabilenlere tabii!

İftiranın mantığı

"En yalan, en uzak kalan, en hayal edilemeyendir iftira... En hassas noktası, sevgisidir her insanın. O noktadan vurmak gerekir iftiralarda. Çekingen midir? İyi niyetli midir? En kötü niyetlerle en fesatça yakıştırmalarla süslenir. Bir kişiye en inanılmaz iftirayı attığınızda kendisini asla savunamayacaktır; mantığı budur kötülüğün. Onun kendisinde en gurur duyduğu özelliği alıp, tersine çevirip içini pislikle doldurmak ve etrafa bu şekilde pişirip yedirmek lazımdır. Size yapıldığında anlarsınız ancak, karşı konulamadığını buna. Düşünün ki en hayal edilemeyecek şey yakıştırılmış size, düşünebildiğiniz en aşağılık sıfat, en korkunç hareket, en korkunç hakaret. Ne dersiniz? Aksini nasıl ispat edersiniz? Elinizden bir şey gelmez. İçinizde her şeyi bitirip gidersiniz. Kimseye bir şey ispatlayacak değilsiniz!" (ekşi sözlük’ten)
Yazının Devamını Oku

Hayatınıza Ayurveda dokunuşu

23 Ağustos 2007
Beden, zihin ve ruhun denge içinde yaşadığı minimum sorunlu, bol sağlıklı bir hayatsa istediğiniz Ayurveda ile ilgilenin derim. Bu yaz, hayatıma hiç getirmediği kadar çok değişim hediye etti. Ben onlara ayak uydurmaya çalışırken epeyce yorulduğumu fark ettim doğrusu. Aslına bakarsanız bu değişim dönemini sadece ben yaşamıyordum; çevremde pek çok kişinin hayatı değişiyordu. 2007 değişim yılı olarak anılacak galiba!

Neyse ki (bir ikizler burcu mensubu olarak) kendimi "sıvı" diye tanımlayabilirim! Hangi kaba koysanız onun şeklini alır, ortama uyum sağlarım. Şimdilerde yaptığım da o... Ama söylediğim gibi hayatımın her alanında bir anda peşpeşe yaşadığım gelişmeler beni biraz yordu ve kısacık bir nefes almak için yeryüzü cenneti gibi oldukça iddialı bir tanımı olan Adam&Eve Hotel’e gittim. Otelin ferahlığı ve sakinliği, içinde bulunduğum karmaşık ruh haliyle tezat oluşturduğu için ilgimi çekti! Sonra ’hiçlik’ duygusunu ve teslimiyeti yaşatmak için zifiri karanlığın hakim olduğu siyah dekore edilmiş Eden Spa’sını keşfettiğimde doğru bir yerde olduğuma emin oldum!

Spa müdürü Gülşah Kendil’in yenilikçi yaklaşımıyla gelişen spa, Ayurveda’ya verdiği önem ve bu yöndeki yatırımlarıyla farklılaşıyor. Benim kaldığım sırada Mustafa Erdoğan, İskender Paydaş Ayurveda ile ilgileniyordu. Ben de Ayurveda eğitmeni Turgay Koçak’tan sizler için Ayurveda ile ilgili temel birkaç bilgi yazmasını istedim. Bana kafam karışık olduğu için beden ve zihnimi dinginleştirecek Shirodhara masajını önerdi. Alnıma (üçüncü gözüme) akıtılan yağla bedenimin kendini onarması, yenilemesi, zihnimin sakinleşmesini sağladı. Gerginlikten kurtulmamı sağladı.

İstanbul’da ve diğer şehirlerimizde de Ayurveda ve masajlarını uygulayan birkaç merkez var. Ender Saraç, bu isimlerin başında geliyor. Ayrıca Nişantaşı’nda Dr. Buğra Öktem’in sahibi olduğu Rasayana Klinik’i de öneririm. Sağlık ve huzur dolu günler diliyor ve sözü genç Ayurveda eğitmeni Turgağ Koçak’a bırakıyorum...

Anlamı: Yaşam bilgisi

Miş’li geçmiş yılların başlagıcından, insan bilincinin kış uykusundan uyanma zamanından bu yana insanlar huzur ve refah arayışı içinde olmuşlardır. Ayurveda kelime anlamı olarak "yaşam bilgisi" olarak bilinir. Ayurveda’ya göre hayatın amacı sadece yaşamak değil, hayatın gerçek anlamını yakalamaktır. Hiçlikten her şeye giden yolda Ayurveda kilit noktaların ve kendi yaşamımızda umudun bittiği yerde alternatif tıp olarak karşımıza çıkar. Ayurveda Hindistan’ın bağrında M.Ö 3500-5000 yılları arasında, kendine özgü meditasyon, beslenme, yoga, masaj, astroloji sistemlerini üreten kadim bilgeler tarafından geliştirilmiştir. Ayurveda kelime anlamının dışında bir yaşam felsefesidir. Kendi varlığımızın dünyadaki amacını ve görevini bilme halidir.

Ayurveda insanı bir bütün olarak ele alır. Beden-ruh-ve zihin... Eğer bu bütünlük bozulursa, kendimizle barışıklığımız gider ve hastalıklar da böyle oluşur; Ayurveda bizi kendimizle barıştırma halidir. Ayurveda felsefesine göre; dünyadaki her şey 5 unsurun (element) kombinsyonuyla oluşmuştur. Bunlar: Boşluk-hava-su-ateş ve topraktır.

Bu beş unsurun insan bedeninde, zihninde ve ruhunda var olduğuna inanılır: Boşluk = duyma hava = dokunma, ateş = görme, su =tat alma, toprak = koku.

Bu bize beş duyu organımızı anımsatmaktadır. Eğer 5 duyu organımızdan birini yitirirsek denge kaybına uğradığımız herkes tarafından kabul görmektedir.

Ayurveda’nın amacı, 5 duyu organımızla zihnimizin ve ruhumuzun ahenk içinde dans etmesini öğretmektir. Bu beş unsur üç dorscha’yı oluşturmaktadır. Dorsha kelime anlamı olarak "değişim ve dengelenme hali" demektir. Dorshalar Pitta, Vatta ve Kapha olarak adlandırılır. Hava ve boşluk Vatta, ateş ve su Pitta, toprak ve su Kapha dorshasını oluşturmaktadır. Bu üç dorsha bedenimizde dengeli biçimde şekillenmektedir. Eğer bu dorshalar denge içinde ise mutlu, huzurlu, kaygılardan uzak yaşamımıza devam edebiliriz.
Yazının Devamını Oku