Gonca Vuslateri

Bahar geldi

5 Mayıs 2018
İnsan böyle havalarda ne yazacağını bilmiyor gerçekten.


Hani diyoruz ya “Ne yazılıyorsa onu yaşıyoruz” diye.
Baharın böyle bir öngörüyle alakası yok!
Bahar bütün duyguların kudurukluğudur.
Kimse yazılan kaderi değil mümkünse inadını gösterir.
İki doz bahar aşımının sonucu, deliliktir.
Aha söyledim gitti.

Yazının Devamını Oku

Gerçek katilimiz kim?

26 Nisan 2018
Arada sırada oluyor bu. Rasyonel verilerle karşılaştırıldığımız takvimimiz, günlük hayatın akışına uyum sağlayamaz oluyor.

Ne şekilde olursa olsun insan bayağılaşmak ve yalnız kalmak arasında bir seçim yapmak isterken yaratıyor bu KARAKTER dediğimiz tuhaf başlığı.
Herkeste bir biyografi telaşı var.
Bizi nasıl bilsinler?
Hep iyi bilsinler!
Doğru. İyi olmak başlı başına olumlu bir motivasyon bir kere.
Ama öldükten sonra kim ne derse desin halbuki değil mi?
Orada da güvenmiyoruz kimseye. Bu “başkaları için yaşamak” organizasyonunun öbür tarafını düşüneceksem niye öleyim ki ben?

Yazının Devamını Oku

Bir kadının parmak izi: Şebnem Ferah

20 Nisan 2018
Türkiye onu “bir deli kızın uyanışı” ile tanıdı. Gelinlik giymeden dünyadan vazgeçen kadınların çığlığını duyurduğu esnalarda, Sezen Aksu’nun sesinde yaşayan “Ünzile”nin silüetiyle karşılaşmıştık ilk kez.

Gecenin karanlığında yolda yürüyen kadınların, pır pır ederek yanan ışıklara, dar sokaklara ve muhtemelen yabancı bakan yüzlere karşı en büyük direnişi oldu sesi.
En çok sesi çıkanın daima haklı bulunduğu kaotik dünya gündeminde, sohbetlerinde mütevazılığıyla, şarkılarında attığı haklı çığlıklarıyla anlattı ortak dertlerimizi.

¡¡¡

Elleri kıymetli bir yazarın kitabında okumuştum hayat hikayesini.
Doldurttuğu karışık kasetleri, Yalova’da bisikletini verip karşılığında aldığı gitarını, İngilizce şarkılar yazdığını, 80’lerin sonunda ODTÜ Ekonomi’den İstanbul’a uçarak kendini müziğe adamasını, kemancı yıllarını, Sezen Aksu ile kesişen yollarını ve daha birçok şeyi...

Yazının Devamını Oku

Bir hazin veda İsmail’e

13 Nisan 2018
Gaziantep Üniversitesi Konservatuvar Bölümü son sınıf öğrencisi İsmail Değirmenci (25 yaşında), okul harçlığını çıkarmak için sahneye çıktığı barda belki de “Şu şarkıyı bir daha çal lan” ya da “Gel dibimizde çal” yahut “Sen çalarken bacımıza mı baktın” diyen birileri tarafından dövülerek öldürüldü.


Bu içler acısı olay kısa bir süre sonra sosyal medyada yayılmaya başladığından beri hâlâ etkisi sürmekte.
Suçlular yakalandı.
Geriye, kalanlara sabır dilediğimiz bir dua kaldı...
Müzikle hayatını kazanmaya çalışan 25 yaşında bir genç.
Sabaha kadar parmaklarını, kollarını bu ülkenin gülümseyişine feda etmeye hazır.
Sanat da bir ülkenin en büyük silahlarından biri.

Yazının Devamını Oku

Ne vakit girecek evimize bahar

5 Nisan 2018
Son günlerde çokça bunu düşünür oldum...

Baharı hatırlamak istiyorum.
Kelime anlamıyla hatırlasam yeter.
Güneşi, gülmeyi, pikniği, fuarları, festivalleri, televizyonda beraber, düellosuz izlenilen şeylerin çeşitliliğinin tadını çıkardığımız ortak sohbetleri, ılımlılığı, güzelliği, birlik bilincini, bozacıları, konserleri, Hıdırellez kutlamalarını, ramazan eğlencelerini, sokaklara taşırdığımız geleneksel olan her şeyi...
Meydanlardaki tiyatro oyunlarını, Zülfü Livaneli’nin şarkı söyleyip tüm caddenin el ele tutuştuğu 29 Ekim kutlamalarını...
Çocukların stadyumları doldurduğu, bale ve operaların şehrin her yerini kapladığı, turistlerin ülkemize gelip bir türlü dönmek istemediği o kutlamaları...
Ülkemi...
Çok özledim.

Yazının Devamını Oku

Yaşamaya açılan bir perde var mı

29 Mart 2018
Yıllar evvel ailemin kolumdan tutup götürdüğü oyunu hatırlıyorum. Genco Erkal’ın büyüleyici oyunculuğuyla tanıştığım ilk yerdi.

Paulo Coelho’nun Simyacı romanını oyuna uyarlamışlardı. Sanırım 10 yaşlarındaydım. Oyundan çıktıktan sonra kendimi kahraman gibi hissetmiştim.
Şimdilerde çocuklarımıza çok az sunabiliyoruz bu duyguyu, öyle değil mi? Onları oyunlardan çok ikazlarla şekillendiriyoruz. Ruhlarındaki maceraperest, meraklı cini yasaklarla çevreleyerek onları ormanın içindeki doğaüstü güçten uzak tutuyoruz.
Oysa Heidi’nin böylesine koşma arzusu olmasaydı...
Evi dinlemeden, saati beklemeden, hayvanlarla ve yalnızlığıyla dost, doğayla iç içe o muhteşem çocukluk cesareti olmasaydı ne yapardık?
Simyacı kitabında yazıyordu cevabı:
“Neden yüreğimi dinlemek zorundayım?”
“Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın...”

Yazının Devamını Oku

Üzülmek yasak mı?

22 Mart 2018
Geçenlerde şair-yazar Göksel Bekmezci ile konuşuyorduk, şahane bir anekdot anlattı:

Uçak seyahatinde yanında oturan 5 yaşında bir çocuğun, güvenlik kartındaki “Suya acil iniş” bölümünü dikkatle incelediğini görünce sormuş, “Sence bu resimde ne anlatılmak isteniyor” diye.
Çocuk ise şöyle bir yanıt vermiş:
Üzülmek yasak!
Bir çocuğun kendi ufkuyla gördüğü “üzülmeyi ayırt edebilme” yetisi, o çocuğun bir yetişkinle arasındaki “güvenli büyüme” alanını işgal eder.
Şunu düşündüm;
Türkiye’de bir çocuğun üzülme sınırı nedir? Bir çocuğun haksızlık hakkı nedir?
Nedir ki bir çocuğun haksızlığa uğradığı zamanki suskunluğu, bir yetişkinin hafifletici sebebi olsun...

Yazının Devamını Oku

Bir alakasız şarkı geçti şehrimizden

16 Mart 2018
Yoğun bakım ünitesinin önündeyim.Rica edip içeri girdim.


Sessiz ve derin uykuda birçok hastanın içinde bir serçe gibi uyuyan, fazlaca ağrılarından uyutulan hatta zorlukla nefes alan arkadaşımın önünde duruyorum.
Onlarca düşünce geçiyor aklımdan.
Gözlerimi arkadaşımın kadife gözkapaklarından, bebek gibi teninden alamıyorum.
Bir yandan da makineleri takip ediyorum.
Anlamaya çalışıyorum her şeyi.
Her şeyi soruyorum kendime:

Yazının Devamını Oku