Demet Baykal

İnsanlara istedikleri tepkileri mi veriyorsunuz?

14 Ağustos 2020
Birisi sizinle saygısızca konuşuyor ve sesini yükseltiyorsa, bu hakkı ona siz vermişsiniz demektir. Ya siz de aynı şekilde davranıyorsunuzdur ya da doğru bir stratejiniz yoktur. Peki, doğru strateji ne olmalıdır?

Zorba veya art niyetli bulduğunuz, sizi davranışlarıyla incitmeye çalışan insanlarla baş edebilmeniz için ilk adım; onların beklediği tepkinin ne olduğunu tespit etmenizdir. Gülümsemenizin kaybolması ve yüzünüzün asılması, güvenli duruşunuzun bozularak omuzlarınızın düşmesi, sinirlenmeniz, bağırıp çağırarak psikolojinizin bozulduğunu dışa vurmanız vb.

İnsanlara istedikleri tepkileri vermezseniz bir süre sonra “Bu yaptığım işe yaramıyor” diye düşünerek aynı tarzdaki şeyleri yapmayı bırakacaklardır.

İkinci adım ise bu davranışları ne amaçla yaptıklarını tespit etmenizdir. Bunlar, aşağıdakilerden biri veya birkaçı olabilir:

-Size istediğini yaptırmak, belli bir konuda hükmetmek

-Moralinizi bozmak, kendinizi kötü hissetmenize yol açarak tatmin olmak

-Size haddinizi bildirmek

-Aşağılamak

Eğer bir suçlamayla karşı karşıya kaldıysanız bilmelisiniz ki insanlar suçlayıcı cümleleri, karşısındaki kişi üzerinde baskı kurmak ve kontrol altına almak için kullanırlar. Bu tutumları sergilemelerinin temelinde, kendi tatminsizlikleri, önüne geçmeyi başaramadıkları kıskançlıkları veya egoları yatıyor olabilir.

Yazının Devamını Oku

Kendinizle nasıl konuştuğunuza dikkat ettiniz mi?

29 Temmuz 2020
İç sesiniz sizinle nazik bir şekilde mi konuşuyor? Yoksa eleştiriyor, suçluyor, yakınıyor ve hatta aşağılıyor mu?

Eğer yukarıdaki sorular üzerinde düşündüğünüzde, kendinize yeterince iyi davranmadığınızı fark ettiyseniz, bu durumu değiştirme fikrini de kazanmış oldunuz.

Kendinizle nasıl konuştuğunuz, yalnızken daha çok duyar olduğunuz iç sesiniz, karakteriniz hakkında çok önemli bilgiler verir.  Farkındalık için aşağıdaki maddelerden hangilerini eksik yaptığınızı veya hiç yapmadığınızı tespit edin.

Yukarıdaki maddelerden faydalanarak, kendinize özel standartlar belirleyip, öz düzenleme yapabilirsiniz. Kendi başınıza başardığınız şeylerin ve yalnızken yapmaktan keyif aldığınız şeylerin listesini oluşturabilir, bunları tekrar tekrar okuyarak, yeni şeyler ilave etmeye devam edebilirsiniz.

Bazı insanlar kendini memnun edecek kaynakları bilir, yalnızken yapmaktan zevk aldığı şeylerin uzun bir listesine sahiptir. Bazı insanlar ise diğerleriyle birlikteyken hiç sıkılmadan birçok şey yapabiliyorken, yalnızken duyduğu sıkıntıdan bunalıma dahi girebilir. Çünkü kendisiyle doğru ilişki kuramaz. Bu durum diğer insanlara bağımlı olma durumunu beraberinde getirir. Mutlu olmak için birilerine ihtiyaç duyar. Oysaki kişi yalnızken daha üretken olur ve kendiyle baş başa olmak benliğini güçlendirir, sorumluluk alabilme yetisini arttırır.

Sevgide şart aramak da kendisiyle doğru ilişki kuramayan insanların yaptığı hatalardan biridir. Bilinçaltınızda sevginin kazanılacak bir şey olduğu yatar ve bu, insanların sevgisini elde etmek için bazı şartları yerine getirmeniz veya belli bir çaba harcamanız gerektiğini düşünmenize sebep olur. Bilinçaltınızdaki bu yanlış kodlamalar, kendinizle olan ilişkiniz için de geçerlidir. Örneğin; hedeflediğiniz kiloya geldiğiniz zaman, işinizde bir başarı kazandığınız zaman, falanca kişi sizi sevdiği zaman, kendinizi daha çok seveceğinizi düşünüyor olabilirsiniz. Oysaki kendinizi şart koşmadan sevmeniz; kendinizle ve başkalarıyla olan ilişkilerinizi daha iyi şekle getirmenizi sağlayan en önemli faktördür.

Hem “kendine yeten” hem de “sosyal insan” olabilmek; ancak kendini seven, içsel diyaloglarının yapıcı bir dili olan, gelişimin devamlılığına inanan, kendini tanıyan ve ne istediğini bilen bireyler için mümkündür.

Yazının Devamını Oku

Beklentilerinizin götürdüğü yerde misiniz?

22 Temmuz 2020
Birçok ruhsal hastalığın kaynağında karşılanmayan beklentiler yatar. Onaylanmamış düşüncelerinizin ve beklentilerinizin yarattığı hayal kırıklığıyla beraber üzerinizde biriken stres; bağışıklık sisteminizi zayıflatarak, sizi fiziksel hastalıklara da açık hale getirir.

Bir danışanım, onaylanmaya duyduğu ihtiyacın çocukluğunda annesi tarafından karşılanmamasının hayatını nasıl etkilediğini şöyle anlatmıştı: “Sonradan öğrendiğim kadarıyla babamla arasında bazı problemler olduğu için sinirli ve tahammülsüz bir ruh halinde olan anneme, yaptığım resimlerden birini gösterip nasıl olduğunu sormuştum. Henüz ilkokul öğrencisiydim ve bu resimler hakkında tek beklediğim şey, “Aferin” veya” Güzel olmuş” gibi bir şey denmesiydi. Fakat annem, “Çek önümden şu saçma sapan resimlerini!” diye karşılık vermişti. Bunun üzerine ağlamaya başlamıştım ve annemin sinirleri iyice bozulmuş olacak ki bana eğer ağlamaya devam edersem, yaptığım resimleri yırtıp atacağını söylemişti. İşte o günden sonra değil resim yapmak, en basit sembolleri bile çizemez oldum. Oysaki bu olay olmadan önce sınıf öğretmenim beni ödüllü resim yarışmasına katılmam için yüreklendirmişti ve anneme yaptığım resimleri gösterirken hevesimin asıl sebebi de buydu. Ertesi gün öğretmenime yarışmaya katılmak istemediğimi söylemiştim. Hatta sadece bununla kalmamış, bu durum okuldaki başarımı ve meslek seçimimi bile etkilemişti. Uzun süre öz güven problemi yaşamıştım.”

Çocuklar ebeveynleri tarafından onaylanmaya ihtiyaç duyarlar ve onların her söylediğinin doğru olduğuna kayıtsız şartsız inanırlar. Bu gibi durumlarda yaşanan olaylardan dolayı kendilerini sorumlu tutarlar. Ebeveynleri ise çoğu zaman çocuklarının kaybolan öz güvenlerinin, günden güne içe kapanmalarının sebebini anlamaz bile...

Danışanım, eğitim sayesinde insanlardan beklentilerini en aza indirebildiğini, onlardan almak istediği geri bildirimleri hedeflerinin önüne koymaması gerektiğini öğrenerek yeni bir bakış açısı kazandığını ve bunun âdeta çocukluktan olgunluğa geçiş yapmak gibi bir şey olduğunu ifade etmişti.

İnsanlarla aranızdaki beklenti bağlarını koparmanız, özgürleşmeniz ve davranış kontrolü sağlamanız anlamına gelir. Sizce de bu, çocukluktan olgunluğa geçmeye benzemiyor mu?

İnsanlara bir soru sorarken beklediğiniz cevabı kafanızda kurmak yerine, farklı bir şey duyup beyin fırtınası koparmak istediğinizi düşünün. Kendinizi geliştirmek için karşıt fikirlerden beslenin. Namık Kemal’in de dediği gibi “Fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşekleri çakar.”

Beklentileriniz karşılanmadığında bir an durup gerçekte ne olduğunu kendinize sorun. Bunu sormanız bir aksaklık veya değiştirmeniz gereken bir şeyin olup olmadığını gösterecektir ve kabullenmenizi sağlayacaktır. Başkalarının görüşleri yerine iç sesinize kulak vermeniz, kendiniz hakkında fesatça düşüncelere sahip olamayacağınız, kendinizi kıskanamayacağınız için daha önemlidir.

Kimse tarafından onaylanmayı beklemeyin. Onaylanma isteği ile beraber gizliden gizliye duyduğunuz korku, ya girişimlerinize engel olur ya da başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olur. İnsanlar tarafından onaylanmayı beklediğiniz ölçüde mutsuz olursunuz. Üstelik onaylansanız dahi, bunu sizi yanlış yönlendirerek başarısız olmanız için yapmadıklarına emin olabilir misiniz? İnsanlar her zaman doğruyu mu söyler?

Bazı konularda daha iyi hissetmek adına kendinize bile yalan söylerken başkalarının size doğruyu söylemesini beklemeyin. Eğer beklemezseniz, duyduğunuz yalanlar karşısında incinmezsiniz. Doğal karşılayıp, yolunuza devam edersiniz. Mühim olan kendinizle kurduğunuz dostluktur. Kendini beğenmiş değil; kendini beğenen, sevgi ve saygı duyan bir birey olabilmektir.

Yazının Devamını Oku

Değerinizi başarı üzerinden mi biçiyorsunuz?

16 Temmuz 2020
Başaramadığınız bir şeyi başarmış birini düşünelim. Örneğin; doktor olmak istiyordunuz, ama tıp fakültesini kazanamadınız. Bunu bir yakınınız başardı ve eğitimini tamamlayıp, mesleğini icra etmeye başladı. Kariyer hedeflerinde başarıyı yakaladı. Ancak en ufak bir şeyde sinirlenen, insanları aşağılayan, onlara her fırsatta kötü davranan, aksi ve sabırsız bir insan. Sizce bu kişi; sizin başarmak isteyip de başaramadığınız bir şeyi elde ettiği için veya statüsü size göre daha iyi olduğu için, sizden daha mı değerlidir?

Bu örnekten de anlaşılacağı gibi başarılı olma durumu insanı değerli yapmaz. Sizi değerli kılan düşüncelerinizdir ve değeriniz, iç huzurunuzun ölçüsündedir. Ne diğer insanlarla, ne de elde ettiklerinizle/edemediklerinizle ilgilidir.

Aşağıdaki soruları cevaplandırarak konu hakkındaki farkındalığınızı arttırabilirsiniz.

*Değerinizi ne belirliyor?

*Başaramadığınız şeyler değersizlik hissinizi tetikliyor mu?

*Diğer insanlarla kendinizi kıyaslayarak, kıskançlık duygusuna kapıldığınız oluyor mu?

Kıskanmak ve özenmek arasında ince bir çizgi vardır. Özenmek; gıpta etmek, beğeni duyduğu kişi gibi olmayı arzulamakken, kıskançlık ise kişinin, “Benim elde edemediğimi o da elde edemesin!” gibi düşmancıl düşünceleri içerir. Yıkıcılık ve haset barındırır. Kişi, içten içe nefret gibi ağır yükü olan duygular besler. Hatta karşısındakini yok etmek isteği bile duyabilir.

Bazı insanlar, kendini başkalarıyla kıyaslayarak, değersizlik hissini pekiştirirler. Kendilerinden daha başarılı buldukları kişileri “üstün insan” olarak nitelendirip, kendilerini aşağılamanın bir yolunu bulurlar. Onaylanmak, insanlar tarafından sevilip sayılmak gibi kaygılar taşırlar. Siz de zaman zaman bunun gibi duygulara kapılıyorsanız şunu düşünün: Kıskançlık duyduğunuz kişinin sahip olduğu, kendinizden üstün gördüğünüz şey her ne ise bunu sizden çalarak mı elde ediyor? Eğer cevabınız “hayır” ise o halde neden haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz?

Kıskançlıklarınızın değersizlik duygunuzu tetiklemesini istemiyorsanız, insanlar için iyi temennilerde bulunmayı deneyin. Hatta onları takdir edin. Sizden daha başarılı olmuş insanları kıskanmak yerine, motivasyon kaynağı olarak görün ve onlardan öğrenebileceğiniz şeylere odaklanın. Böylece hedeflerinizi yükseltmiş olursunuz. Ancak bu tarz bir yaklaşım sergileyerek başarılarınızı arttırabileceğinizin farkına varın.

Yazının Devamını Oku

Eleştiriler karşısında neden kötü hissederiz?

8 Temmuz 2020
Kişiselleştirdiğiniz eleştiriler sebebiyle acı çekersiniz. Eğer insanların söylediği şeyler sizi incitiyorsa, iç dünyanızda onları haklı buluyor olabilirsiniz. Üzüntünüze kişiler sebep olmuş gibi görünse de kaynağında, sizin kendi hakkınızdaki düşünceleriniz yatıyordur. Diğer insanlar sizin benlik değerinizi veremezler. Hiçbir eleştiri, onu üstünüze almadığınız takdirde sizi üzemez.

Diyelim ki kemerli bir burnunuz var ve bir arkadaş ortamında biri size, burnu kemerli olanların önceki hayatlarında yılan olduklarını öğrendiğini söyledi. Sizin bir yılanın ruhunu taşıdığınızı da kendinden emin bir ifade ile sözlerine ekledi. Ardından yüzünüze tiksintiyle bakmaya başladı. Muhtemelen böyle davranan bir kişinin, ruhsal sağlığının yerinde olmadığını düşünürsünüz. Söylediği şeylerin doğru olmadığına inandığınız için onu dikkate almazsınız.

Biri size “yılan” dedi diye yılan olduğunuzu düşünmezsiniz, çünkü kendiniz hakkında böyle bir şüpheniz yoktur. Durumu içselleştirerek kendinizi kötü hissetmezsiniz. Hislerinizi yöneten şey, kendi hakkınızdaki düşüncelerinizdir.

Söylenenleri veya olayları kişisel algılamak bencillikle ilişkilendirilir. Kişi, sanki tüm dünya onun çevresinde dönüyormuş gibi her şeyin kendisiyle ilgili olduğunu düşünür. Temelde kendini önemli hissetmeye dair ihtiyaçları vardır. Oysaki insanlar sizi ruh hallerine göre değerlendirirler. Tutumları, kendi ruhsal durumlarıyla alakalıdır. Sizin öz değerinizle değil. Hatta sizi kendi yetersizliklerini örtmek için de eleştirebilirler.

Kendini bilen insan için bu düşüncelerin bir önemi yoktur. İnsanlar tarafından sevilip sevilmemeyi önemsemezler. Ruhlarını kötü düşüncelerle zehirleyebilecek bir iç sesleri yoktur. Çünkü suçlayıcı bir sesin kendilerine zarar vermesine izin vermezler. Bağımlılık duygusu veya korku tarafından yönetilmezler. Hataları için kendilerini hor görmezler.

Kendinizi hor gördüğünüz ölçüde diğer insanların sizi aşağılamasına izin verirsiniz. Hatta kendinizi suçlu hissediyorsanız, aşağılanmaya ihtiyaç dahi duyabilirsiniz. Bu durum, zaman içinde bir tür bağımlılığa dönüşür. Çünkü kendinizi aşağılanmaya layık biri gibi görürsünüz. Hatalı davranışlarınızın üzerinizde bıraktığı negatiflik veya oluşturduğu değersizlik hissiyle beraber, size yapılan saygısızlıkları hak ettiğiniz bir şeymiş gibi makul karşılarsınız.

Otuz yaş üstü bir erkek danışanım, bir arkadaşının ona “parmak arası terlik giyenlerin eşcinsel olduğunu” söylemesiyle büyük bir tartışmaya girdiğini ve arkadaşıyla bir daha görüşmediğini, buna rağmen halen ona karşı öfkeli olduğunu anlatmıştı. Ardından da ilkokul yıllarından beri davranışları sebebiyle alay konusu olduğunu, insanların onu fazla kibar bulduğunu özetleyerek, bana yaşadığımız toplumda kibar bir erkek olmanın bir suç olup olmadığını sormuştu.

Danışanım diğer insanlardan farklı olduğu için ötekileştirilmişti ve onların eleştirilerini kişiselleştirdiği için kendini suçlu hissetmiş, öz güveni ve duyguları üzerindeki kontrolünü kaybetmişti.

Temelde eşcinsel olduğunun düşünülmesinden endişe duymuyor olsaydı; arkadaşı tarafından parmak arası terlik giydiği için eleştirildiğinde, konuyu bu denli büyük bir sorun haline getirerek, kendini yıpratmazdı.

Yazının Devamını Oku

Başarılı olmanın yolları

30 Haziran 2020
“Size başaracağınızın garantisi verilse ne yapmak isterdiniz?” bu soruyu kendinize sormanız, endişenizi tespit etmenizi sağlar. Farkındalığınızı arttırarak, hayallerinizin önündeki engelleri, tıkandığınız noktaları görmüş olursunuz. Başarılı olma yolunda atacağınız ilk adım budur. Robin Sharma’nın da dediği gibi “Yarını iyileştirmenin tek yolu, bugün neyi yanlış yaptığını bilmektir.”

Başarılı olmanızı engelleyen korkularınızla başa çıkabilmek için onları somutlaştırmayı deneyin. Oltayla bir iskelenin ucunda balık tuttuğunuzu hayal edin. Tutacağınız balıkların hayatınızı sürdürebilmeniz için gerekli olduğunu düşünün. Birkaç tane yakalayıp ayağınızın dibindeki kovaya bırakıyorsunuz. Derken iki tane kedi gelip, yanınıza yaklaşıyor ve kovmanıza rağmen gitmiyorlar. Tıp dilinde ailurofobi olarak nitelendirilen kedi fobiniz var. Bu fobi, belki çocukluğunuzda bir kedinin saldırısına uğradığız için, belki de sonradan gelişmiş olabilir. Ancak ne zaman kedi görseniz, kalp atışlarınız hızlanıyor ve kendinizi tehlikede hissediyorsunuz. Korkunuzla baş edemiyorsunuz ve kedilerin yanınızdan uzaklaşması adına, kovadan birer balık alarak iskele üzerinde fırlatabileceğiniz en son noktaya kadar fırlatıyorsunuz. Balıkları fırlatmanızla beraber, kediler yanınızdan uzaklaşıyor ama balıkları yedikten sonra tekrar geliyorlar. Üzerinize bir de kovaya attığınız balıkları kedilerden koruyabilme stresi ekleniyor. Hissettiğiniz baskı ve gerilimden dolayı balık tutamaz oluyorsunuz. Karnınızı doyurup yaşamınızı devam ettirmek için gerekli olan bir şeyde bile yanlış strateji geliştirmeniz ve ailurofobi sebebiyle başarısız oluyorsunuz.

- Yaşamınızı düşündüğünüzde, kedi korkusunun yerini hangi korku alıyor?

- Belirlediğiniz yanlış stratejiler nelerdir?

- Üzerinizde baskı oluşturan konular nelerdir?

- Başarınıza ket vuran şey nedir?

Bu soruların cevapları hakkında detaylıca düşünüp, hedeflerinize ulaşmanızı engelleyen, sizi başarılı olmaktan alıkoyan duygulardan kurtulmanız için bir yol haritası belirlemeniz ve kendi hakkınızdaki düşüncelerinizi yeniden yapılandırmanız gerekir.

Yalnızca faaliyete geçen insanlar ne olmak isterlerse o olurlar. Harekete geçmenin önemini bilirler. İstediğiniz şeylere ulaşmak için sorumluluk almanız gerektiğinin ve yeterince çalıştığınız takdirde başarabileceğinizin bilincine varın. Bunun için, ataleti yenip, harekete geçin. Yaratıcılık düzeyinizi arttırmak amacıyla zihinsel etkinliklerinizi arttırın. Günlük, haftalık, aylık ve yıllık olmak üzere planlarınız hazır olsun. Hedeflerinizi belirleyip, yazılı hale getirerek somutlaştırın ve bunları ataletten kurtulmak için kullanın.

Sözlerinizin altını dolduracak bilgiye sahip olun. “Bilgi olmadan fikir olmaz” görüşünü, hayat felsefelerinizden biri haline getirin. Uzmanlık alanınızda derin, diğer birçok konuda ise genel bilgi sahibi olun. Genel kültürünüzü arttırmak için her gün bir araştırma konusu seçin ki yerinizde saymayın.

Yazının Devamını Oku

Değiştirilmeyecek şeyler için ne kadar vakit harcıyorsunuz?

23 Haziran 2020
“Geçmişe hayıflanarak bir ömür geçirmeyi istiyor muyum?” sorusuna cevabınız 'hayır' ise şartlandığınız olumsuz duyguları değiştirme vakti gelmiş demektir. Hayıflanarak cezalandırdığınız kişinin kim olduğunu hiç düşündünüz mü?

Yaşanmış kötü olayları zihninizde canlı tuttuğunuz sürece daha çok büyümelerine sebep olursunuz. Duygusal yüklerinden özgürleşemeyen insanlar, kendini tekrar eden bir döngü içinde tıkanıp kalırlar. Kendi yarattıkları cehennemin içinde debelenir dururlar. Aynı konulara defalarca kez üzülüp, benzer durumlar karşısında aynı tepkileri verirler. Gerekli dersi alıp, düşünce modelini geliştirerek yola devam etmek varken, hep yerinde sayarlar.

Konu hakkında yaşadığım bir örneği aktarmak istiyorum. Annemin bir arkadaşıyla yolda karşılaştım. O kadar sinirliydi ki önce beni tanımadı. “Nasılsınız?” diye sordum. Yaklaşık on metre uzaklıktaki bir kadını işaret ederek, “Şu kadın var ya, şu kadın… İki yıl önce benim bahçeme çöp atmıştı ve tartışmıştık. Az önce utanmadan selam verdi. Ne yüzsüz insanlar var… Sahi sen kimsin?” dedi. Kendimi tanıttım, beni tam olarak tanıyıp tanımadığına emin olamadan yine söylenmeye başladı. “İnsanları anlamak mümkün değil, delirtiyorlar beni...” Omzuna hafifçe dokunup gülümsedim ve oradan uzaklaştım. Yol boyunca sıradan ve işlevsel insan ikilemini düşündüm

Sıradan insanlar, geçmişte kalan şeyler için halen olayın yaşandığı andaki kadar kızgın kalabilirler. İlişkilerindeki sorunları düzeltmek yerine geçmişlerine sarılarak yaşamayı tercih ederler ve bunu yaparak sadece kendilerine zarar verdiklerinin farkında bile olmazlar. İşlevsel insanlar ise geçmiş olayları kabul edip, gerekli dersleri çıkarır ve gelişmeye devam ederler. Daima meşgul olacakları yeni işleri olur, yaşanmış bitmiş şeyler için harcayacak vakitleri kalmaz. Hatalarının bedelini bir kez öderler ve hatalı kişiye de bir kez ödetirler. Peki ya siz; sıradan biri misiniz, yoksa işlevsel mi?

Hatalara karşı bakış açısını değiştiren kişi, onları, gelecek için bir lütuf olarak görebilir. Artık geçmişin bir parçası olan değiştirilmeyecek şeylere, gün içinde ne kadar vakit harcıyorsunuz? Hatalarınızı “oldu ve bitti” olarak kabullenebiliyor musunuz, yoksa kendinize mi acıyor musunuz?

Unutmayın ki başkaları hakkındaki fikirlerinizi değiştirebildiğiniz gibi kendi hakkınızdaki fikirlerinizi de değiştirebilirsiniz. Ancak kabullenebilirseniz gelecek için atacağınız adımlara adapte olabilirsiniz. Direnmek yerine kabullenmeyi seçmek sizi olgunlaştırır ve hedeflerinize kanalize olmanızın yolunu açar. Karakter gücünüzü arttıracağınız düşünce modelini seçmek için önünüzde sizden başka bir engel yok!

Geçmişte kalan şeyler için daha ne kadar zaman kendinize ve çevrenizdeki insanlara zarar vermeyi düşünüyorsunuz? Zihinsel yorgunluklarınızı üzerinizden atmanın vakti gelmedi mi?

Dibi kumla dolu bir suyun içinde yürüdüğünüzde suyu bulanıklaştırırsınız. Fakat yürüyüp de geçtiğiniz zaman dakikalar içinde su yeniden berraklaşır. Siz o su bir kere bulandı diye aynı yere ayaklarınızı sürerek dipteki kumu kaldırmaya devam ederseniz; hem su sürekli bulanık kalır, hem de hiç yol katedememiş olursunuz. Zihninizi dinginleştirip hedeflerinize yönelmek için kum ve su örneğini aklınıza getirebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Normalleşme sürecinde kaygı bozuklukları

4 Haziran 2020
Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında normalleşme sürecine girdiğimiz bu günlerde, bir tarafta sosyal mesafeyi ve koruyucu önlemleri hiçe sayan insanları, diğer tarafta da takıntılı bir yaklaşım geliştirerek gerekmediği halde test yaptırmak isteyen, birkaç dakika önce elini yıkamasına rağmen yeterince temiz olmadığını düşünüp tekrar yıkayan, her şeye şüpheyle yaklaşan insanları görmektesiniz. Eğer iki davranış biçiminin de sağlıksız olduğuna kanaat getirdiğiniz halde bu taraflardan birinde yer alıyorsanız, hangi noktalarda tıkandığınızı bulmanız gerekir.

Kaygılarımız, vücudumuzun strese karşı verdiği doğal tepkilerdir. Ancak kaygı bozuklukları diğer adı ile anksiyete, kişinin kendisini sürekli tehdit altında hissetmesine sebep olarak yaşam kalitesini düşürür. Öncelikle durum tespiti yapmak için kollarınızı sıvayın. Kendinize soracağınız ilk soru şu olmalıdır: “Kaygılarım yaşamımı zorlaştırıyor mu?”

Maske, sosyal mesafe ve hijyen kuralları gibi alınması gereken tedbirleri aldığınıza eminseniz sokağa çıkmak için üzerinizde baskı hissetmenize gerek yok demektir. Felaket senaryoları üretmek yerine bu durumun geçici olduğunu kendinize telkin edin ve kaygınızın koronafobiye dönüşmemesi için yapılacak şeyler olduğunu hatırlayın.

Eğer olası riskleri ve yaşanan durumun ciddiyetini inkâr edip, bu süreçte olması gerekenden daha rahat davranan insanların tarafında saf tutuyorsanız, inkarcılık oynuyor olabilirsiniz. Bu durumun kendini sonradan yıkıcı şekilde göstermemesi için kaygınızı yok saymaya veya bastırmaya çalışmayın. İçsel durumunuzu analiz edin. Zayıf yönlerinizden kaçmayın, kendinizi yargılamayın. Olduğunuz kişiyi kabullenin ve gözlemleyin. Sağlığınızı bozan etkenleri ancak böyle görebilirsiniz, farkındalıklarınızı arttırmaya çalıştıkça güçlenirsiniz. 

Kaygı kontrolü için mevcut şartlarınız size yetmiyorsa hayal gücünüzü kullanın. Sırt üstü uzanıp dikkatinizi nefes alışverişlerinizde toplamanız bile ruhunuzu dinginleştirmeniz için yeterli olacaktır. Soluk aldığınızda vücudunuzun gergin kısımlarına odaklanın ve soluk verişinizde üstünüzdeki gerilimin dağıldığını hayal edin. Bu bir farkındalık meditasyonudur ve on dakika boyunca uyguladığınızda kalp ritminizin değiştiğini fark edersiniz.

Uğradığınız hasarı kapatmak veya azaltmak adına, meşgul olabileceğiniz şeyleri belirleyerek bir eylem planı oluşturun. Sizi motive eden kaynaklara yönelin. Olumsuz düşüncelerinizin yerini olumlularla değiştirmek ve aralarındaki dengeyi sağlamak için aşağıdaki üç soru hakkında detaylıca düşünün:

-Motivasyon kaynaklarım neler?

-Kişiliğimin hangi yönü daha güçlü?

-Kendimi yeterince takdir ediyor muyum?

Yazının Devamını Oku