Ahmet Arsan

Bizim mahallenin de Bir Dan Brown’u var

13 Aralık 2009
“Nurcu” camiaya yakın bir isimdi...<br><br>İzmir’de ikamet ederdi... (Ara not: Bir de İzmir’e ‘gâvur İzmir’ derler... Fethullah Hocamız Kestanepazarı Camii’nde vaiz değil miydi? 12 Eylül’de İzmir’de saklanmadı mı? En çok dershane İzmir’de açılmadı mı? Tövbe... Tövbe...)
Geçtiğimiz yıllarda rahmet-i rahmana kavuştu...
En tanınmış eseri: Oğlum Osman idi...
Bu romanın başarısına yaslanarak yeni bir kitap yazdı: Kızım Ayşe... (Demek ki neymiş? Medyatik yaklaşım inanca aykırı değilmiş.)
Sefil bir hayattan nurlu sabahlara uyananları anlatıyordu bu iki roman... Yani hidayet hikâyesiydi...
Devam edelim:
Başka kitaplar da yazdı. Mesela “Kutsal Çile”. Mesela bizim mahallede herkesin kitaplığında yerini bulmuş bir kitap: “Bir Annenin Feryadı”.
Yanlış hatırlamıyorsam Rahmetli Raif Cilasun’un bir de “Rüya Tabiri” kitabı vardı, ismi neydi unuttum.

Ama Raif Cilasun’u benim gözümde özel kılan kitabı, “Teksas’ta İslam’ın Gücü” adlı eseridir.
Taa Nokta dergisi yıllarında Engin Ardıç, bu kitapla ufaktan kafasını bulmuştu.
Hatta Ardıç’ın bir kitabının ismi bile olmuştur bu kitap: “İslam Teksas’ta ve Daha Neler”.
Kitabın önsözünde Rauf Cilasun şöyle der:
“1860 yılında Amerikan Reisicumhuru Abraham Lincoln’ün konuğu olarak Teksas’ta Kızılderililere komşu bir vadiye yerleştirilen bir Ödemiş Efesi’nin kahramanlıklarını hikâye ediyorum”.
Devam ediyor:
“Kovboyların yanında Türk ve İslam oluşumunun meziyetleri, terbiye ve göreneklerinin gönüller dolduran ve milli hislerimizi okşayan tertemiz duygularının Hıristiyan Amerikan halkında yarattığı aşağılık kompleksi içinde çırpınışları ve taassup kinlerinin kabaran kudurganlıklarının nasıl eritildiğini...”
Önsözden sonra roman başlar:
Ödemişli Efe’nin tertemiz ahlakına hayran olup İslam’a koşan Kızılderili kabileleri, Efe’nin oğlunun âşık olduğu Amerikalı dilber Eleni, Yedi Bela Çetesi, Simit ve Frank adlı iki kovboy, Amerikan iç savaşında Ödemişli’nin Abraham’a destek çıkmak amacıyla Kuzeyliler’den yana olması falan...

Nasıl hayal gücü ama?
Şimdi söyleyin bakalım...
Dan Brown da kim oluyormuş!

Allah kimseyi bizimkilerin diline düşürmesin

Evvel yok idi, işbu yöntem yeni çıktı...
Her kim ki Tayyip Erdoğan’a ya da hükümetine karşı bir çıkıntılık yapar.../images/100/0x0/55eaa4daf018fbb8f88d7709
Hemen bizim cenahın yazar-çizerleri, herhangi bir yerden emir falan almaya gerek duymaksızın harekete geçerler...
Lümpeni “O İsrail uşağıydı” der.
Mürekkep yalamışı “Falancanın adamıydı” der.
İnsaflısı “Ama o da değerlere aykırı düştü” der...
Yani bin türlü kulp bulunur.

Nabi Şensoy, Washington Büyükelçiliği gibi diplomatların bir gün daha görevde kalmak için çaba sarf edecekleri bir makamı elinin tersiyle itip, hükümeti biraz zor durumda bıraktı ya...
Yasa yine işledi:
Bizimkiler hemen harekete geçtiler...
Böylece...
İstifa edip onuruyla köşesine çekilen bir diplomat, bizimkilerden dayak yemeye başladı.
Hem de ne dayak!
Mesela Fehmi Koru, Nabi Şensoy’u “Mesut Yılmaz’ın adamı” ilan etti...
Başbakan’ın uçağıyla Washington’a giden Vakit yazarı Serdar Arseven ise, Nabi Şensoy’dan kopkoyu CHP’li bir portre çıkardı.
Arseven’e göre Şensoy’un gözü Onur Öymen’in yerindeymiş...

Peki ya gerçek ne?
Nabi Şensoy’u iyi tanıyanlarla konuştum.
Anlattıkları şunlardı:
“Nabi Şensoy, Turgut Özal’a yakınlığıyla bilinirdi... Özal’ın sırdaşıydı...” dediler.
“Risk almaktan kaçınır... İyi bir memurdur... Bir talimatı yerine getirmemesi kişiliğine ve görev anlayışına aykırıdır” dediler.
“Siyasetle ilgilenmez” dediler.
“Diplomatlar siyasi renklerini aşağı yukarı ortaya koyarlar. Ama Nabi Şensoy’un siyasi yaklaşımı bilinmez, anlayamazsın... Siyaset yapmaz...” dediler.

Abdullah Gül’ün gazeteci tercihi daha demokratça

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gezilerinde...
Zaman, Sabah, Yeni Şafak, Star ve Vakit değişmez konuk oluyor.
Diğerleri ise hep misafir sanatçı...
Oysa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu konuda daha dikkatli.
Son gezilerine şöyle bir baktım:
· SLOVAKYA: Hürriyet’ten Sedat Ergin... Zaman’dan Mustafa Ünal... Bugün’den Adem Yavuz ve TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin.
· ÜRDÜN: Haber kanalları alınmış: NTV (Mazeret nedeniyle katılamamış), CNN Türk, TGRT Haber, TV 24, Habertürk ve TRT.
· ARNAVUTLUK: Sabah, Akşam, Milliyet, Vatan, Yeni Şafak...
Demek ki istenince daha dengeli olunabiliyormuş.

Şefkat tokadı

Said-i Nursi kullanmıştır ilkin...
Ardından Gülen cemaati sahiplendi...
Şefkat tokadı şudur:
Diyelim ki cemaatin içinde erimiş durumdasınız.
Fakat nasıl olmuşsa artık, bir gün gelmiş lanetli şeytana uyup bir kural ihlali yapmışsınız... İşte bu durumda...
Başınıza gelen bir bela, bir terslik cemaat tarafından “Allah’ın uyarısı” olarak algılanır. Allah, sevdiği kuluna, kendine gelmesi için bir tokat atmıştır.
Bu tokada “şefkat tokadı” denir...
Bazen büyükler de Allah adına bu tür tokatlardan atarlar...
Amaç: Yoldan çıkmayı engellemektir... Son not: Nurcu literatürüne vâkıf olmak için bu tanımı bilmek şarttır.

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Obama’nın “laiklik” demesi...
MODA Obama’nın “Selamünaleyküm” demesi...

DEMODE İmam-hatiplerin önünü açmak...
MODA İmam-hatipleri genel lise yapmak...

DEMODE Fehmi Koru’nun Hürriyet’e geçmesi...
MODA Ertuğrul Özkök’ün Yeni Şafak’a geçmesi...

DEMODE Akif Beki’nin sözcü olarak yaptığı iş...
MODA Akif Beki’nin gazeteci olarak yaptığı aynı iş...

DEMODE Fasıl’da İclal Aydın...
MODA Fasıl’da İpek Tuzcuoğlu...

DEMODE Bu işler partiyle olmaz...
MODA Tayyip Erdoğan dünya lideridir...
Yazının Devamını Oku

Yakalanmışım

6 Aralık 2009
Vay vay vay...<br><br>“Hürriyet.com.tr”da benim yazım, yanlışlıkla Ahmet Hakan imzasıyla yayınlanmış. Arkadaşlar yanlışlığı fark edip hemen düzeltmişler...
“Ahmet Arsan imzası” ile “Ahmet Hakan imzası”, alt alta yer alıyor.
İkisinin karışması, bir yanlışlık olması normal...
Zaten “Hürriyet.com.tr” yöneticileri, meseleyi teknik olarak izah eden bir açıklama da yayınladılar...

Meğer ne çok meraklısı varmış kardeşim bu işin?
“Ahmet Arsan, Ahmet Hakan çıktı... Yakalandı...” falan diye bağırmak için can atan ne çok kişi varmış.
Ne olacak sanki?
Hadi diyelim ki, Ahmet Hakan’ı bilgisayar başında Ahmet Arsan yazıları yazarken yakaladınız?
Ne olacak?
Neyi halletmiş olacaksınız?

Diyelim ki bir teknik hata oldu...
Ve benim yazım, Oktay Ekşi imzasıyla çıktı...
O zaman da “Ahmet Arsan’ı Oktay Ekşi yazıyormuş... Yakalandı...” falan diye mi haber yapacaksınız?
Geçen bir gün gazetede yanlışlıkla bir yazarın yazısı, bir başka yazarın fotoğrafı ve imzası altında yayınlandı...
Kimse de çıkıp “Bilal Çetin diye biri yok, o aslında Hikmet Bila’dır” falan demedi...
Ne oluyor size kuzum?
Delirdiniz mi?

Bu yazıları Ahmet Hakan yazmıyor, ben yazıyorum.
Ama diyelim ki Ahmet Hakan yazıyor.
Nedir problem?
Sen söyleyene değil, söylenene baksana...

Sahtekarlık falan mı dediniz?
O zaman Taha Kıvanç diye yazana da mı sahtekar diyeceğiz.
Ama o yazıları Fehmi Koru’nun yazdığı biliniyor...
İyi de ilk çıktığında bilinmiyordu, epey süre de saklandı...
İlk dönem sahtekardı da sonra mı dürüst oldu?
Hem işinize baksanıza kardeşim siz...

ŞAHSİ NOTLARIM

Biliyor musunuz?
Star gazetesinde bana karşı bir köşe açıldı.
Taklit bir köşe...
Ama yine de...
Star gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu kardeşimi kutluyorum...
Yayıncılık hayatında ilk defa düzgün, dikkat çeken, zekice, ses getiren bir iş yaptı...
Taklit de olsa, aleyhimde de olsa...
İyi işi takdir ederim ben...
Ha gayret Mustafa...
Bak, öğrenmeye başladın bu işi...

Geçen cuma Beyazıt’taydım.
Nostaljik duygular içinde gittim Beyazıt’a...
Çünkü İslami kesimin bir protesto gösterisi vardı.
Katsayı meselesinden dolayı Danıştay protesto edilecekti.
Gittim, gördüm...
Sertlik derecesi düşük, heyecanı az bir gösteriydi.
İllegalitenin doğal gerilimi bile yoktu...
Hey gidi eski gösteriler... Hey gidi Nurettin...
Dedim durdum...

Vatan yazarı Mutlu Tönbekici, kendisi için “İslami kesimin sevilen köşe yazarı” nitelemesinde bulunmama bozulmuş galiba.
Ne var bunda bozulacak, anlamadım ki?
Keşke ben de “İslami kesimin en sevilen yazarı” olabilsem...
Korkma Mutlu...
Bir kesim seni seviyor diye, ille de o kesimden olman gerekmez.
Ya da...
“Demek İslami kesim beni seviyor, al sana bir minare yasağı yanlısı yazı...” demene de gerek yok...
Rahat oyna Mutlu...

İslamcı Ömer’den sağcı İskender’e yanıt

İskender Pala, “Solcu sanatçılar bizi görmezden geliyorlar... Sol edebiyat bizi kabullenmiyor...” falan diye yazınca...
Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, dağlara yaslanıp öyle bir gümbürdedi ki bu kadar olur.
Ömer Lekesiz kısa sürede benim ilgiyle takip ettiğim yazarlar arasına girdi.
Sözünü budaktan sakınmaması, koordinatları bana çok uyan bir tarzda koyması ve açık sözlülüğüyle etkiledi beni.
İskender Pala’ya verdiği şu yanıta bakın, ne dediğimi anlarsınız. İşte Lekesiz’in yazısından uzunca bir alıntı:

“Sol sanatçıları kıskanç, küfürbaz olarak itham edeceksin... Sonra da kalkıp, ağıt figan içinde onların yönettikleri gazete ve dergilerden ilgi dileneceksiniz...
Ardından çırpındıkça batmanın doğal bir sonucu olarak komplekssiz, eğilip bükülmeyen bir duruştan bahsedeceksiniz. Allah aşkına bu nasıl bir mantıktır?
Hangi siyasi maksatla üretildiği artık malum olan ‘dünya siyaset literatürü’ndeki sağ-sol ayrımını sorgulamaksızın benimseyebilmenin, büyük bir kitleye yaslanma kibriyle ‘sağcılık’ makamından konuşmanın, ‘iki ayak vardır’ kabilinden ucuz ve komik ikna yöntemlerine sarılmanın mantığını anlıyorum...
Olur ya bir solcu size acıyıp da ‘getiriniz ressamlarınızı, sergileyelim ürünlerini’ dese bir tane ressamınız yok.
Romancılarınızın üstüne yazılar yazalım dese Peyami Safa’dan sonra yetişmiş tek romancınız yok...
Getiriniz şairlerinizi şiirlerini domates güzeli festivalinde bile okutalım dese Yahya Kemal’den sonra yetişmiş bir tek şairiniz yok.
Getirin filmlerinizi, açalım tüm salonlarımızı dese, bir tek filminiz yok, şehir kökenli bir tek sinemacınız yok... Üstelik şehirli olmayandan sinemacı olmayacağından bile haberiniz yok.
Yok oğlu yok...
... Ama ‘belediyelerce en az 10 kilo ağırlığında kitaplar ürettirilecek, İstanbul semtlerinin görüntüleri külliyatlı paralar karşılığında çektirilecek, şu yazar bu sene ölebilir, onun adına gelecek sene yüksek paha karşılığında anma etkinlikleri düzenlettirilecek...’ dendi mi, son model arabalarınızla ilgili yerlerin otoparklarını işgal etmede, ilgili büroları tavanına kadar doldurmada maharetli adamlarınız var.”

Biten şeyler

İSLAMİ MODA
Bu konuda ortaya konanların ucuzlukları anlaşılınca yeniden ortalamaya dönüldü. Artık çok az kimse yolunu Tekbir Giyim’den geçiriyor. Daha ortalama markalar tercihe şayan bulunuyor. Beklenti de kalmadı.

YEŞİL POP
90’larda bir furya olarak başladı. Fakat kalite çıtası bir türlü yükselemedi. İlahi güftelerine arabesk formlar karıştırarak elde edilen bu müzik türü, bugünlerde tamamen bitti...

BEYAZ SİNEMA
Sinema alanında da farklılık ve misyon peşinde koşmak yerine has sanata bir yönelme oldu... Artık manevi değerleri konu alan filmler çekmek yerine küçük insan hikayeleri anlatmaya bir teamül var.

RADİKALİZM
Bu iş partiyle olur mu sorusu artık demode... AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesinin ardından bu tür soruların sadece nostaljik değeri kaldı. Türkiye’de cuma namazı kılınmaz, çünkü burası darülharptir diyen de kalmadı tabii...

MEALCİLİK
80’lerde epey taraftar bulmuştu bu akım... Kuran’a itibar edip sünneti yadsıyan anlayış, İslami kesimin bir ara en büyük tartışma konusuydu... Bu akım da yumuşadı ve diğer akımların arasında kaynadı gitti...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Necmettin Erbakan...
MODA Sarıgül’cü Sabri Erbakan...

DEMODE Hidiv Kasrı...
MODA Borsa Lokantası...

DEMODE Türban sorunu...
MODA Katsayı sorunu...

DEMODE Meksika Sınırı...
MODA Kafa Dengi...

DEMODE Mustafa Çalık...
MODA Ahmet Turan Alkan...

DEMODE Fehmi Koru’nun fasılları...
MODA Doğum günü partileri...
Yazının Devamını Oku

Kolonya vakası

29 Kasım 2009
Her şey şöyle başladı:<br><br>Oray Eğin, Akşam Gazetesi’ndeki sütununda, Fehmi Koru’nun babasının kolonyacı olmasından yola çıkarak “Kolonya kokulu Fehmi Koru” diye yazdı...

Bir kere yazdı.
Bir daha yazdı. Yazdı, yazdı.
Genelde bu türden polemiklerde pek topa girmeye Fehmi Koru, önce durdu...
Durdu, durdu...
Ve ardından “pat” diye topa girdi.
Akşam Gazetesi’ne mülakat verirken bir parfüm şişesiyle birlikte poz verdi.
Lisan-ı hal ile “Ben kolonya kokmam, parfüm kokarım” demeye getiriyordu. Fakat...

Yazının Devamını Oku

Şahsi notlarım

22 Kasım 2009
Geçen gün gittim Çorlulu Ali Paşa Medresesi’ne...

Öyle bozulmuş ki sormayın.
İçeride kesif duman yok.
Nargilenin babaları terk etmiş ortamı.
Dışarısı aşırı turistik bir hale gelmiş, hanutçular sarmış dört bir tarafı.
Mustafa Kutlu yok... Hüsamettin Arslan yok.
Kimsenin “Epistemik Cemaat” falan taktığı yok.
Dışarıda soğuktan titreyerek nargile çekmeye çalışan yeni yetmeler...

Yazının Devamını Oku

Şahsi notlarım

15 Kasım 2009
Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’e “İnanç Editörü” ararken beni ısrarla görmezlikten gelmesi, 80 yıldır benim gibilere uygulanan sistematik ayrımcılığın bir neticesi olabilir mi acaba?

Ne demişti üstat Necip Fazıl?
“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya”.
Haklıymışsın be Fehmi Abi...
Çankaya’ya bile çıktık ama şu Hürriyet’teki kültürel hegemonyayı yıkamadık gitti.
*
Adamın biri benim adıma hesap açmış Twitter’da...
Bu “fake” hesapla, dikkat merkezi haline gelmiş.

Yazının Devamını Oku

Bunu da gördük: İstanbul’un dua haritası

8 Kasım 2009
"İmamefendi.com" adlı bir internet sitesinde, hiç de şakacı olmayan bir imam kardeşimiz, şaka gibi bir harita çıkarmış. "İstanbul’un Semtlere Göre Dua Haritası" başlıklı bu çalışma, beni benden aldı, bakalım sizi de sizden alacak mı?

Buyurun semtlere göre dua haritasından ayrıntılar:

*
/images/100/0x0/55ea83f6f018fbb8f88507b2
FATİH: Şeytandan korunma duası.

BEYAZIT: Sahteyi ayırt etme için dua...

LALELİ: Bol müşteri duası...

MERTER: Kriz duası...

GAZİOSMANPAŞA: İş bulma duası...

KASIMPAŞA: Zengin olma duası...

ŞİŞLİ: Şirinlik duası...

ETİLER: Şişmanlıktan kurtulma duası...

SARIYER: Bol balık avlama duası...

LEVENT: Hayaletleri kovma duası...

KADIKÖY: Yemeklerin lezzetli olma duası...

BEYLİKDÜZÜ: Sapıklardan korunma duası...

*

Liste böyle uzayıp gidiyor ama eksikler de yok değil.

Mesela "Üsküdar" maalesef listede yok. Oysa "Üsküdar: Başbakan olma duası", bu listede gayet iyi giderdi.

Sonra "Teşvikiye" de listede yer almıyor. Oysa "Teşvikiye: Döneklikten kurtulma duası" da şahane olurdu.

"İmamefendi.com"dan bu listenin gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısını rica ediyoruz.

Böyle Başbakan’ın böyle medyası mı olur

Tayyip Erdoğan
"Hatice" ile ilgilenmez, "Netice" ile ilgilenir.

Tayyip Erdoğan, "Sayı"ya bakar, "Mazeret"e değil.

Tayyip Erdoğan, "Aldığı oy" ile bugünlere gelen bir sandık sihirbazıdır.

Böyle bir liderin medyasının da...

Sandıkta yaratılan destanın bir benzerini tirajda yaratması beklenmez mi?

Böyle bir liderin medyasının da...

Mesela Doğan Grubu’nu tirajda tuş etmesi gerekmez mi?

Böyle bir liderin medyasının da...

Vurduğu yerden ses getirmesi icap etmez mi?

Hayır.

Olmuyor, olamıyor.

Sanırım "Tayyip Erdoğan’ın dramı" bu...

Bir siyasi lider olarak Türk toplumunun yarısını arkasına alıp giderken...

"Çapsız yandaşlar" sayesinde...

Medyası 10 bin kişiyi bile arkasına alamıyor.

Üstelik...

Para sıkıntısı yok...

Vergi sıkıntısı yok...

Destek sıkıntısı yok...

Bakanlar arkada... Bürokrasi arkada... Devlet arkada...

Ama "millet" arkada değil.

Neden acaba?

First Lady’nin elini havada bırakmayacak fetva

Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’nda TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün elini sıkmamış.

Hayrünnisa Hanım’ın eli havada kalmış.

Eğer İbrahim Şahin, Hayrünnisa Hanım’ın elini dini gayretle sıkmadı ise...

Kendisine Hayrettin Karaman Hoca’nın fetvasını anımsatmak istiyorum.

Şöyle diyor Hoca:

"Eğer kadınlarla tokalaşmak, mesela içki kadehini kaldırıp bir iki yudum almak gibi ’kesin haram olan’ bir davranış olsaydı cevabımız, ’haramları helal kılan zaruret hali bulunmadıkça sonuç ne olursa olsun bu yapılamaz’ şeklinde olacaktı. Kadın eli sıkma konusu biraz farklıdır. Çünkü bazı álimler ’bakılması caiz olan yerlere ádet gereği dokunmak -eğer cinsellik, cinsel olarak yararlanma gibi bir amaç olmazsa- caizdir’ diye fetva vermişlerdir. Böyle durumlarda bu fetvadan yararlanmak mümkündür."

Evliyim ama gözüm komşu kızında

Bugün Gazetesi’nde "İslami Haydar Dümen’lik" bir mevzu işlendi.

Mehmet Paksu adlı fıkıhçı yazara gönderilen "Rumuz: Dertli" imzalı mektupta şöyle deniliyor:

"Ben evliyim, bir kızım var ancak eşime çok bağlı değilim, sevmediğimi düşünüyorum. Komşumuzun bir kızı var, ondan hoşlanıyorum. Bunun çok yanlış olduğunu biliyorum ama kendimi tutamıyorum, onu gördüğümde gözümü ondan alamıyorum. Bir ara eşimden ayrılıp onunla evlenmeyi çok düşündüm. Böyle bir delilik yaparsam, en büyük zararı kızımın göreceğini biliyorum. Kendimi frenlemeye çalışıyorum. ’Günaha girme’ diye kendime telkinlerde bulunuyorum. Ne olur bana bir yol gösterin. Ne yapmalıyım? (Rumuz: Dertli)".

Mehmet Paksu Hoca, bu mektuptaki soruna "nasihat"le çözüm bulmaya çalışmış.

"Komşuya yan gözle bakma", "eşini sevmeyi dene", "harama uçkur çözme", "kızının durumunu düşün" türünden nasihatler...

Bu öğütler, "Dertli"de bir karşılık buldu mu bilmiyorum ama Bugün Gazetesi’nden kesip sakladığım bu mektup, bana "Her mahallenin sorunu aynı" dedirtti...

Mahallenin renkleri

MEHMET ŞEVKET EYGİ

Mekteb-i Sultani mezunudur, bu yüzden kendisinden "imalat hatası" olarak söz eder. Sultanahmet’te oturur. Kedileri çok sever. Hiç evlenmemiştir. Dejenerasyonun ve estetikten uzaklaşmanın en ateşli düşmanıdır. Akidede biraz tutucudur, "Ehli sünnet" der, başka da bir şey demez. Ucuza giyinir ama iyi giyinir. Eski İstanbul’u özler.

NURETTİN DURMAN

Şair bir berberdir. İstanbul Çengelköy’deki mütevazı berber dükkánında Türkiye’nin en bereketli şiir sohbetleri yapılır. İsmet Özel müşterisidir. Cahit Zarifoğlu da müşterisi olmuştur. Sohbeti tatlıdır. Dükkánının kapısı herkese açıktır. Şair deyip geçmeyin. Öyle amatör bir çaba değildir onunki... Şiire ömrünü adamış şairlerdendir. İslami kesimde yolu onun dükkánından geçmeyene şair denmez...

Mustafa Karaalioğlu’nun üç günü

- Birinci gün. Sabah saatleri.

Bugün yine Tayyip Bey aramadı... Acaba gözden mi düştüm?

- Birinci gün. Öğle saatleri.

Tayyip Bey, bizim Akif Beki’yi aramış ama beni aramadı. Akif’e dikkat!

- Birinci gün. Akşam saatleri.

Avantajım: Yusuf Ziya benden daha iyi gazete çıkarıyor ama ben Tayyip Bey’e daha yakınım. Dezavantajım: Tayyip Bey yine aramadı... Karar: Yarın birinci sayfaya çok büyük bir Tayyip Erdoğan fotoğrafı konacak.

- İkinci gün. Sabah saatleri.

Gazetenin tirajı yine düşük. En iyisi "Dünyada yazılı basın ölüyor" tezini işlemek.

- İkinci gün. Öğle saatleri.

Tayyip Bey yine aramadı. Galiba en iyisi "sadece Tayyip Erdoğan’ın beğeneceği" türden bir gazeteye motive olmak.

- İkinci gün. Akşam saatleri.

Bizim Akif biraz öne mi çıktı acaba?

- Üçüncü gün. Sabah saatleri.

Kariyer planım için personel durumunu gözden geçirip benden daha iyi olanları elemeliyim.

- Üçüncü gün. Öğle saatleri.

Tayyip Bey yine aramadı. Abdullah Gül’e yanaşmanın vakti geldi mi acaba?

- Dördüncü gün. Akşam saatleri.

Fettah Bey’e karşı en büyük kozum Tayyip Bey. Beş patron eskittim, Fettah Bey’i mi eskitemeyeceğim?

Yiğit Bulut’a yanıt

Yiğit Bulut’un Ergenekon’dan tutuklanma korkusuyla bir süre bir teknede saklandığını, "tehlike" belirdiğinde Názım Hikmet gibi tekneyle yurtdışına kaçmayı planladığını yazmıştım geçen hafta.

Yiğit Bulut’tan bu iddiama yanıt geldi.

Diyor ki: "Yalan. Palavra. Böyle bir şey olmadı". Sonra da ekliyor: "Teknede saklanan bir adam, her sabah televizyon ekranına çıkar mı?".

Buradan Yiğit Bulut’a sesleniyorum:

Sanıyorum hafızan seni yanıltıyor. O dönemde bir süre kayboldun ortalıktan sen. Ekranda falan değildin. Birlikte tarihlere bakarak senin ’teknede saklanma dönemi’ni ortaya çıkaralım mı? Var mısın böyle bir araştırmaya?

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE Hasan Mezarcı...

MODA Mümtaz’er Türköne...

DEMODE Bediüzzaman Saidi Nursi...

MODA Fethullah Gülen...

DEMODE Ahmedinejad hayranı Tayyip Erdoğan...

MODA Tayyip Erdoğan hayranı Ahmedinejad.

DEMODE Papyonsuz Fehmi Koru...

MODA Papyonlu Fehmi Koru...

DEMODE Gardırop Atatürkçülüğü...

MODA Gardırop Tayyipçiliği...

DEMODE Ayrılık: İsrail’i kızdıran dizi...

MODA Ayrılık: Filistin’i kızdıran dizi...
Yazının Devamını Oku

Esra bombalıyor

25 Ekim 2009
Size biraz Esra Elönü’den söz etmek istiyorum: Nevi şahsına münhasırdır...

İlkelere bağlı ama özgürlüğüne de düşkündür...

Radyocudur, hem de iyi radyocudur...

Ayrıca "Haber7.com"da yazılar yazar, hem de çekinmesiz, kaygısız, alabildiğine rahatsız edici...

Esra’nın iki yazısından söz edeceğim size...

Birinin başlığı "Evlenilmeyecek 12 muhafazakár tip listesi"...

Diğerinin başlığı ise "Uzak durulacak 12 muhafazakár kadın tipi"...

*

Esra’nın listesine göre "Evlenilmeyecek muhafazakár erkek"in okey oynamaması gerekiyor.

Neden mi?

Şöyle diyor Esra: "Çünkü bir gün dördüncü sen olabilirsin". Süper espri!

Devam edelim...

Şöyle diyor Esra: "Sana sürekli rüyasında ak sakallı bir amca gördüğünü söyleyen biriyle evlenme! Çünkü bu onun mübarekliğinden değil, Sırlar Dünyası’nı seyredip uyuyakalmışlığındandır".

Vallahi bu da süper!

Neyse... Geçelim diğer listeye...

Bu kez Esra, "muhafazakar kadınlar" üzerine kalem oynatıyor...

Diyor ki: "Seni sürekli üç talakla boşamakla tehdit eden kadına izin ver bitsin bu çilen! Özgürlük kolay kazanılmaz azizim."

İkinci öneri:

"Maranki formülüyle zayıflamak istediğini söyleyen kadının kilosuna razı ol, aksi takdirde sallama çay olabilirsin."

Bir öneri daha: "Enstrüman çalan, bakışı barok, örtüsü gotik kızlarla evlenme, aksi takdirde vurmalı çalgı olabilirsin.".

*

Vallaha ben bayıldım bu yazılara...

Demek ki "türbanlı kadın yazar" olmak, kafa bulmaya engel değilmiş...

Yiğit Bulut nasıl bizim mahalleli oldu

Yiğit Bulut denilince benim aklıma...

"Ulusal şahlanış" gelirdi... "Türkiye ılımlı din devletine doğru gidiyor" tezi gelirdi... "Barzani’yi derdest edip getirelim" fikri gelirdi... "Düşman içimizde" yakınması gelirdi... "MHP lider adaylığı" gelirdi...

Derken bir gün...

Bir de baktım ki Yiğit Bulut, "bizim mahalle"nin en has adamı olup çıkmış...

Neredeyse bir zamanlar "Tuncay Özkan / Mesut Yılmaz" ilişkisine benzer bir ilişki kurmuş Tayyip Erdoğan’la...

O kadar rahat... O kadar gevşek... O kadar senli benli bir ilişki...

Peki nasıl oldu bu iş?

*

Anlatalım:

Yiğit Bulut’un ulusalcı şahlanışının tavan yaptığı günlerde, eşzamanlı olarak Ergenekon’dan sabahın kör vakti ev basıp adam götürmeler de tavan yapmıştı...

Bu durumdan acayip derecede tırsan Yiğit Bulut, "Beni de götürecekler... Beni de götürecekler..." diye sayıklamaya başlamış...

Paranoyası artmış: Silah taşımaya başlamış... Hatta uçaklara bile belinde silahla giriyormuş, "kanka" polislerin himmetiyle...

Ve şimdi sıkı durun:

Ergenekon’dan içeri atılma endişesi o kadar büyümüş ki Yiğit Bulut’un, o günlerde bir süre bir teknede saklanmış...

Eğer bir yakalanma, içeri alınma durumu söz konusu olacaksa, tekneyle uzaklara kaçmak için...

Ve ol hikayenin sonu: Teknenin dümenini açık denizlere kırmaktansa, Yiğit Bulut kişisel dümenini AK Parti’ye doğru kırıp bizim mahalleye iltihak ederek kesin çözümü bulmuş... Helal olsun vallahi...

Mahallenin 3 iyi şairi

CAHİT KOYTAK

"Ya olmasaydın Tanrım", "Asansörde Birden İsa", "Futbol Oynayan Çocuklar" gibi gün aşırı okunması gereken şiirlerin büyük şairi... Tevazuun öbür adıdır o...

ADEM TURAN

Mektep arkadaşım... Ömrünü şiire adamıştır... Tutkusu hiç bitmedi... "Artık Kuşlarını Uçur" ilk şiir kitabıdır... Ezberlenecek, en delikanlı şiirleri o kitaptadır... Sonraki kitaplarında ise bilgi ve hikmete yöneldi...

İBRAHİM TENEKECİ

Kitaplarından birinin adı "Peltek Vaiz". Bir de "Yanık Jandarma" adlı bir şiiri var ki hakikaten müthiştir... Nasıl bir inceliğin şairini olduğunu anlamak için işte ondan iki dize: "Dünya dönüyor işte ispatı / Babamız her akşam dönüyor eve".

İslami kesimde modalar Demodeler

DEMODE El pençe divan durma...

MODA Onurlu istifa...



DEMODE Ender Saraç...

MODA Ahmet Maranki...



DEMODE Fehmi Koru’nun Başbakan’la küs olması...

MODA Fehmi Koru’nun Başbakan’la onurlu barışı...

DEMODE Akif Beki...

MODA Kemal Öztürk...



DEMODE Nişantaşı...

MODA Teşvikiye...



DEMODE
Abdullah Gül...

MODA Ahmet Davutoğlu...
Yazının Devamını Oku

Mahallenin yeni oteli: Rixos Grand Ankara

18 Ekim 2009
Hayatımda ilk kez bir Doğan Grubu etkinliğine katıldım: Aydın Doğan Vakfı Karikatür Yarışması’nın Hilton Oteli’ndeki ödül törenine... Davetiyemi gösterdim, içeri sessizce sokuldum... Kimse tanımıyordu beni... Vuslat Hanım bile... Bir ara o karışıklıkta Aydın Doğan’la tokalaştım... Beni sanırım "hükümetin bürokratlarından biri" sandı...

Bir yabancı gibi dolaşırken birden gözüme Ertuğrul Özkök ilişti... Doğruca yanına gittim ve "Selamün Aleyküm" dedim... Umreden kazandığı alışkanlıkla "Ve aleyküm selam" diye karşıladı beni...

Hemen yanındaki Sedat Ergin’e takdim etti... "İşte meşhur Ahmet Arsan..." Sedat Bey, bir gizemi çözmüş olmanın heyecanıyla bana yakın ilgi gösterdi ve beni bir köşeye çekip, "Elimde senin işine yarayacak bir öykü var" dedi...

Başladı anlatmaya...

*

Yakında Hürriyet’te yazmaya başlayacak olan Sedat Ergin, "Bakalım Ankara’da neler oluyor" diye başkente uzanmış...

Büyük Ankara Oteli’nin yerine yapılan Rixos Grand Ankara Oteli’ne yerleşen Ergin, sabah kalkınca ilk iş olarak kapıya gazete bırakılıp bırakılmadığını kontrol etmiş... Bir de bakmış ki, kapıda tek bir gazete asılı... Star Gazetesi...

Hemen anlamış tabii durumu: Rixos’un sahibi Fettah Tamince, bir süre önce satın aldığı Star Gazetesi’ni kendi otelinin biricik gazetesi yapmaya karar vermiş...

Güne Mehmet Altan, Ahmet Kekeç, Mustafa Karaailoğlu, Aziz Üstel okuyarak başlamak durumuyla kaldığını hisseden Sedat Ergin, hemen "Başka gazete yok mu?" diye feryat etmiş... Görevli "Misafirlerimize sadece Star’ı veriyoruz ama talep halinde diğer gazeteleri de gönderebiliriz" deyince Sedat Ergin hemen siparişini vermiş...

"Otel harikaydı" diyor Sedat Ergin... Modern, ferah ve huzurlu bir ortam yaratmışlar... Ergin’in odasına bir şişe şarap gönderecek kadar da misafirpervermişler...

Bu arada Fettah Tamince’nin yeni oteli, Ankara’da hükümetin ve AK Parti’nin her türden etkinliğine de ev sahipliği yapıyormuş...

Anlaşılan Refah Partisi döneminde popüler olan "Başkent’in ilk beş yıldızlı içkisiz oteli"nin yerini...

Gece odaya şarap, sabah Star Gazetesi gönderilen Rixos Grand Ankara almış...

Acayip bir sentez... Ankara’ya ve tüm İslam dünyasına hayırlı olsun...

Cem Yılmaz’dan umre esprisi

Hürriyet’in genç ve cevval isimlerinden Ezgi Başaran kardeşimiz, geçtiğimiz günlerde Cem Yılmaz ile karşılaşır...

Ezgi, "Çıkınınızda ne var Cem Bey?" diye sorunca...

Cem Yılmaz, "Ertuğrul Özkök ile Ahmet Hakan’ın umre gezisiyle ilgili bir şey var" der...

Ve espriyi patlatır...

Ezgi Başaran, "harika espri"yi Hürriyet’in Yazı İşleri Masası’na büyük bir iştahla getirince...

Masayı çevreleyenler, "Bunu Ahmet Arsan yazsın... Onun köşesine yakışır..." diye espriyi bana postalarlar...

*

İşte yazıyorum... Hem de Cem Yılmaz’ın ağzından:

"Ertuğrul Özkök ile Ahmet Hakan’ın umreye gitmelerinin hemen ardından melekler, Allah’a şu soruyu sormuşlar: ’Yarabbi! Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan kulunuz umreye gittiler... Bu umre ziyaretini, Ertuğrul Özkök ve Ahmet Hakan kulunuzun sevap hanelerine yazalım mı?" Yüce Yaratan bu suale şöyle cevap vermiş: ’Yazmayın... O ’off the record’dur’ der..."

NOT: Günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan "Off the record", bir gazetecilik tabiridir... "Kayıt dışı" demektir... Gazetecinin kaynağıyla yaptığı görüşmede, kaynağın "yazılmamak kaydı" ile anlattıklarına denir...

Murat Aksu’yu destekliyorum

Ben öyle birileri gibi gittiğim ilk Beşiktaş maçında, Çarşı Grubu’nun intizamlı sloganlarından etkilenerek Beşiktaş’a meyledenlerden değilim.

Beşiktaşlı doğanlardanım...

Büyük Türk mütefekkiri Reha Muhtar Beyefendi’nin dediği gibi "Beşiktaşlı olunmaz, Beşiktaşlı doğulur".

Dolayısıyla...

Beşiktaş camiasındaki son gelişmeler konusunda fikir serdetmek anamın ak sütü gibi helaldir bana...

*

Bizim mahallede Beşiktaşlı çoktur...

Bu nedenle bizimkiler bazen Beşiktaş’ın yönetimine gelmek için denemeler yaparlar...

İlk denemeyi "sonradan bizim mahalleli" olan İhsan Kalkavan yapmıştı...

Fethullah Gülen’e yakınlığı mevzu edilince adamcağız seçilemedi...

O zamanlar Gülen’e yakınlık, ateşe yakınlık gibi bir şeydi... Şimdiki gibi değildi yani...

Neyse...

İşte şimdi de Murat Aksu kardeşimiz çıkmış başkan adayı olarak...

Murat, mahallenin tam içinden biri değil ama mahalleye uzak da değil...

Babası Abdülkadir Aksu, AK Parti’nin ikinci ismi...

Abdülkadir Bey’in oğlu olmak, Murat Aksu’ya bazen avantaj sağlasa da, çoğu zaman dezavantaj oldu...

Beşiktaş Kongresi’nde nasıl bir etki yapacak, bilmiyorum...

*

Ama bir Beşiktaşlı olarak...

Ben de herkes gibi "Yıldırım Demirören gitsin de kim gelirse gelsin" noktasına kilitlenip kalmış durumdayım...

Bu nedenle "üzümün çöpü / armudun sapı" diyecek noktada değilim...

Zaten Murat Aksu da, becerikli, iş bilir, sempatik bir arkadaşımızdır...

Ve bu işi Yıldırım’dan çok daha iyi yapacağı açıktır...

Sözün kısası Murat Aksu’yu desteklerken, tek kriterim "mahalleye yakınlık" değildir...

İslami kesimde Modalar Demodeler

DEMODE İstanbul’un fethi kutlamaları...

MODA Milli Görüş’ün 40. yıl kutlamaları...


DEMODE Bulgaristan mezalimi filmi...

MODA İsrail mezalimi filmi...


DEMODE Kudüs gezisi...

MODA Vizesiz Şam’a gitmek...

DEMODE Konya...

MODA Kayseri...


DEMODE Salomanje’de toplantı...

MODA Reina’da toplantı...


DEMODE
Solcu geçmiş...

MODA İslamcı geçmiş...
Yazının Devamını Oku