Evden uzakta

Güncelleme Tarihi:

Evden uzakta
Oluşturulma Tarihi: Eylül 23, 2022 12:56

Çağdaş Amerikan edebiyatının yükselen yıldızlarından Ben Lerner, ‘Atocha’dan Ayrılış’ romanında, genç bir adamın kazandığı doktora bursuyla gittiği Madrid’deki arayışlarını, savruluşlarını, boşa geçirdiği hayatı anlatıyor.

Haberin Devamı

1979 yılında Kansas’ın Topeka kentinde doğan Ben Lerner, Brown University’de siyaset teorisi okuduktan sonra şiir üzerine yüksek lisans yaptı. 2003’te Fulbright bursuyla Madrid’e gitti; edebiyat kariyerine de burada başladı. İki şiir kitabının ardından ilk romanı ‘Atocha’dan Ayrılış’ı 2011’de yayımlandı. Beğeniyle karşılaşan eser, Believer Book Award’ı kazandı ve Los Angeles Times İlk Kurgu Kitap Ödülü’nün finalistleri arasına girdi. Aynı yıl ‘Preis der Stadt Münster für Internationale Poesie’ye değer bulundu; ki bu onuru kazanan ilk Amerikalı Ben Lerner’dir. Sonraki iki romanı ‘10:04’ ve ‘Topeka Okulu’ da eleştirmenlerden övgü topladı. Öyle ki, New York Times’dan Giles Harvey, Ben Lerner’i “Neslinin en yetenekli yazarı” ilan edecekti. Lerner, 2016’dan bu yana Brooklyn College’da İngilizce dersleri veriyor.

Haberin Devamı

Amaçsız, endişeli ve mutsuz
2004 yılında, Madrid’deyiz. Anlatıcı ve roman kahramanı Adam Gordon, prestijli bir burs kazanarak Madrid’e gelmiş. Araştırma konusu da hayli iddalı; bir yazar kuşağı için İspanya İç Savaşı’nın anlamı ve savaşın yazınsal mirası... Tanıştığı hemen herkesin ilgiyle karşıladığı tezinin aksayan yanları var. Kimseye itiraf etmiyor elbette ama Adam Gordon, bu yazarların eserlerinin pek azını okumuş, İspanyolcası zayıf ve İç Savaş hakkındaki bilgisi fazlasıyla kıt. Kısacası tez konusu bursu alabilmek için uydurduğu bir yalan. Daha da kötüsü Adam’ın özelde şiirden, genelde sanattan zevk alma ve anlama konusunda şüpheleri olması:
“Derin bir sanatsal deneyim yaşama kabiliyetim olmadığına dair endişelerim uzun süredir devam ediyordu ve üstelik birilerinin, en azından tanıdığım birilerinin, söz konusu deneyimi yaşayabildiğine de pek inanmıyordum. Bir şiirin veya bir tablonun veya bir müzik eserinin ‘hayatını değiştirdiğini’ söyleyenlere kuşkuyla bakıyordum. (...) Sanatla ilgilendiğim kadar, sanat eserleri karşısındaki kendi deneyimlerim ile o eserlere atfedilen değerler arasındaki kopuklukla da ilgileniyordum; öyle sanıyorum ki derin sanatsal deneyim yaşamaya en çok yaklaştığım nokta da bu kopukluk deneyimiydi...”
Buna karşılık kendisini ‘satma’ konusunda çok mahir; Patricia Highschmit’in Ripley’ini andıran bir karakter var karşımızda. Sevimli, karşısındakini kandırmak için yalan söylemekten çekinmeyen, başkalarından yaptığı alıntılarla şiirler yazan, aldığı ilaçların, uyuşturucu ve içkinin yardımıyla ataklaşan bir genç adam. Zamanını Tolstoy, Ashbery ve Cervantes’i okuyarak, partilere giderek, kafayı dumanlayarak ve karşısına çıkan iki kadın -Teresa ve Isabel- tarafından sevilmeye çalışarak ama büyük bir tatminsizlik hissiyle geçiriyor.
Zaman ilerleyip Madrid sanat ve edebiyat çevrelerinde arkadaşlar edindikçe şiir okumalarına ve panellere davet edilecek, kendini yetersiz gördüğü için sahtekârlık ve endişe duygularıyla boğuşacaktır. Ancak yine de benlik duygusunu ve sanatla/şiirle olan ilişkisini kurmak için mücadele etmekten vazgeçmez. Adam’ın ‘araştırması’, giderek sanatta ve gündelik hayatta gerçeklik üzerine bir meditasyon haline gelir. Madrid’de kurduğu hayatın bir aldatmaca mı olduğunu da sorgular. Hele ki Madrid Atocha Tren İstasyonu’nda 11 Mart 2004 tarihinde patlayan bombalardan ve yüzlerce insanın ölümünden sonra...

Haberin Devamı

Sanat ve yaşamın kesişimleri
Romanın adı, ünlü şair John Ashbery’nin bir şiirinden alınmış. Adam, hikâye boyunca Ashbery’nin şiirlerini sıklıkla okuyup tartışıyor. Buna karşılık Ashbery, ‘Atocha’dan Ayrılış’ı değerlendirirken “Sanat ve gerçekliğin çağdaş yaşamdaki kesişimleri hakkında olağanüstü bir roman” ifadesini kullanmış. Gerçekten de sanat, şiir, roman üzerine -çok da önemli bulduğum- düşünceler hikâyede önemli bir yer tutuyor ama bunlar soyut tartışmalar değil. Sanat ve şiir romanın bir yanı. Lerner, bunlar üzerinden birey ve topluma, oradan felsefeye ve siyasete kadar pek çok meseleye uzanıyor.
Sosyopattan ziyade içine düştüğü dünyanın gidişinden hayal kırıklığına uğramış bir insan tipi Adam Gordon; tıpkı Rus edebiyatının zayıf, hayatın akışında sürüklenen, ahlaksız, öfkeli büyük karakterleri gibi. Puşkin’in Eugene Onegin’i, Lermontov’un Pechorin’i, Turgenyev’in ‘gereksiz’ adamı, Dostoyevski’nin ‘yeraltı’ adamı, Goncarov’un Oblamov’u gibi karakterlerden söz ediyorum. Herzen’in nitelemesiyle ‘Gereksiz Adamlar’dan. Lerner, ‘gereksiz adam’ geleneğini flanörünkiyle güzel bir şekilde birleştirmiş. Zira Adam, kafasında binbir soruyla ülkesinden uzaklaşmış, kendisini eski kıtada sınayan ve yeni bir benlik kurmaya çalışan Amerikalı tipinin de mirasçısı; burada Henry James’in, Hemingway’in kahramanlarını örnekleyebilirim.

Haberin Devamı

Her şeyin ‘kesin’ tanımlarının yapıldığı bir dünyada yalnızca kendi belirsizliğinden emin olan, şiire tutunmaya çalışan ama şiirin hiçbir şeyle ilgili olmadığını belirtmek dışında onun bile tanımını ve savunmasını yapamayan Adam, hayata çevresindeki insanlarla bağlar kurarak tutunmaya çalışıyor. Adam’ın amaçsız bilgisi ve yenilmişlik duygusu ile arkadaşlık kurduğu İspanyol sanatçı ve şairlerin coşkusu ve politik tutkusu tam bir tezat oluşturuyor.
‘Atocha’dan Ayrılış’ aldatma ve kendini aldatma üzerine bir roman. Kendi özgünlüğünün karanlık koridorlarında yalnız başına dolaşmaya mahkûm bir karakter olan Adam, attığı her adımda muhtemel başarısızlığını düşünüyor ve başarısızlık korkusuyla aldatma sanatını geliştiriyor. Ne var ki bu konuda yalnız olmadığının da farkında: “Hiç şüphesiz bir sahtekârdım. Kim değildi ki? Kim, her ‘ben’ dediğinde yalan söyleyerek, sermaye ya da adına ne diyorsanız onun sunduğu bir avuç önceden hazırlanmış öznenin kalıbına bürünmüyordu; kim sakatlanmış yaşamın tekrar tekrar gösterilen uzun reklam programında figüran değildi?”
Kuşkusuz bu itiraftan yola çıkarak siyasi anlamda daha derin meselelere açılabilirdi. Ancak Lerner’in ilgisi daha çok dil, düşünce ve ifade süreçlerini yakalamaya yönelik. Adam’ın Ortega y Gasset’ten yaptığı alıntıya yansıyan bir arayış bu: “Konuşarak, düşünerek, şeylerin daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışırız ve bu bizi onları kötüleştirmeye, bozmaya, şematize etmeye zorlar.” Böyle bir fikriyattan hareketle Ben Lerner, anlatımını sözcükler kadar mimikler, jestler, bedensel devinimlerle desteklemiş. Adam’ın başka bir dil konuşmaya çalışmaktan kaynaklanan iletişim hataları, yanılgılar, hayal kırıklıkları ve yalan söyleme mecburiyeti sanıyorum Lerner’in dilin yapısını sorguya çekmek isteğinden kaynaklanıyor.
Şiirselliğe kaçmadan şiiri, sanat ve siyaset ya da sanat ve gerçeklik ilişkisini hikâyesine yediren Ben Lerner, ‘Atocha’dan Ayrılış’ta düşüncelerle olaylar arasındaki dengeyi kurmuş ve ilgi çekici, yer yer hüzünlü, yer yer mizahi bir hikâye anlatmış.

Haberin Devamı

Evden uzakta

Atocha’dan Ayrılış
Ben Lerner
Çeviren: Hakan Toker
Jaguar Kitap, 2022
216 sayfa.

BAKMADAN GEÇME!