İstanbul için son çağrı... Yelkeni kaçırma

Les Sables d’Olonne kendi halinde bir balıkçı kasabası. Fransa’nın Atlantik Okyanusu kıyısındaki bu kasaba, kış aylarında uyukluyor; 2007 Kasım’ında gördüğümde öyleydi.

Yazları ise çok canlıymış. Kasabanın Atlantik Okyanusu’nun öfkesi ile yoğrulan denizcilik geleneğinin mayasında balıkçılık var; oradan yelkene uzanmışlar. Dünyanın iyi yelkencileri bu bölgede yetişiyor.

İşte bu uyuklayan balıkçı kasabası, üst düzey yarış yelkenciliğini bir tanıtım aracı olarak kullanmanın başarısını, Vendee Globe solo dünya yarışının başlangıç noktası olarak bir kez daha kutladı. Şimdi de Vendee Globe’u kazanacak sporcuyu ve teknesini karşılamaya hazırlanıyor.

Dünyanın öbür ucundaki Hindistan’ın Cochin Limanı ise Volvo Okyanus Yarışı’nın ikinci ayağını kazanan tekneleri hafta içinde ağırlayarak adını dosta düşmana duyurdu.

Darısı İstanbul’un başına.

*

Vendee Globe’un İstanbul açısından ilginç yönü, bu teknelerle yarışan yelkencilerin sınıf örgütü IMOCA’nın 2009 takviminde, İstanbul’dan yola çıkacak ya da İstanbul’da bitecek bir yarışın var olması. Ancak bu yarışın ayrıntıları henüz tam olarak açıklanmış değil. Rotada İstanbul, Nice, Barcelona, Portsmouth, Hamburg ve Brest limanları var. Ama belli ki henüz yarışın bir sahibi yok; oysa, yelkenciliğin doruklarından biri, 18.28 metrelik çok hızlı tek tip Imoca 60 tekneler ile yarışmak olduğu için destekleyen şirketlere ama en önemlisi destekleyen konaklama limanlarına büyük tanıtım imkanı sağlayacak.

Les Sables d’Olonnes, orada başlayıp biten bir yarış ile dünyanın efsane yelkencilik kentlerinden biri haline gelirken, sırf yarışın başlangıcı ile bitişini izlemek için binlerce kişi buraya akın ederken, İstanbul’un Imoca 60 teknelerin katılacağı büyük yarışa ev sahipliği yapmakta isteksiz davranması şaşırtıcı. 10 ay göz açıp kapayıncaya kadar geçer; yani kararı hemen vermek gerek.

Yumurta kapıya gelince karar verilince ya iş işten geçmiş oluyor, ya da verilen desteğin yararı tam olarak görülemiyor. İstanbul’un 2010’da Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle, geçen yaz yapılan Cap İstanbul yarışına verilen destek, karar geç alındığı ve iletişim planı doğru dürüst tamamlanmadığı için İstanbul’a az yarar sağladı.

*

Ekim sonunda başlayan Volvo Okyanus Yarışı ardından Vendee Globe teknelerinin 9 Kasım’da yola çıkması, 2008’i profesyonel yelken yarışçılığı için bereketli bir yıl kılıyor. Bir tarafta 10 kişilik ekipler, öbür tarafta tek kişinin tekneler farklı yönlerden dolaşarak dünya turunu tamamlamaya çalışıyor.

2009’un en önemli yelken olayı ise, Avrupa’yı kuzeyinden güneyine katedecek olan Imoca 60 yarışı olacak; tabii eğer yapılabilirse.

Deniz şehirlerinin kraliçesi İstanbul’u yelkende çok ileri taşıyacak ve İstanbul’u dünyanın önde gelen yelken şehirlerinden biri haline getirecek destek kararını, hükümet, belediye, 2010 Avrupa Kültür Başkenti, her kim ise, umarım alır da, dünyanın gözlerini bir kez daha İstanbul’a çevirmeyi başarırız.

Şehri değerli kılan, şehre değer katan yalnızca inşaat belediyeciliği değil, kültür, sanat ve spor belediyeciliğidir de çünkü.

Denizcinin Günlüğü 2009 piyasada

Yıl bitiyor. Kurban Bayramı derken, yılbaşı ve 2009. 21. yüzyılın onda birini göz açıp kapatıncaya kadar devirdik. Ve yılın bu aylarında hep beklediğim kitap yine önüme düştü. Artık gelenekselleşen, dördüncü kez yayımlanan Denizcinin Günlüğü 2009, yalnızca bir günlük değil, bir kitap da aynı zamanda; içine yazılabilecek bir kitap.


Denizcinin Günlüğü 2006’dan bu yana her yıl biraz daha zenginleşerek yayınlanıyor. Denize ilişkin birçok kitabın editörlüğünü yapan, yazıları yelken dergilerinde yayımlanan yelkenci Sezar Atmaca tarafından hazırlanan 112 sayfalık günlükte, 52 ayrı konu işleniyor.

Atmaca, Denizci’nin Günlüğü 2009’un başında, "Türkiye’de amatör denizciliğin gelişmesinden çok şişmesinden söz etmek daha doğru. Gelişme bir orman ortamıysa, şişme ortamın yeşillenmesidir" diyor ve ekliyor: "Denizciliğe olan ilginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması, kalıcı olması yeşillenmeyle değil, orman ortamıyla mümkündür. Yeni ufuklara yelken açabilmek için denizciliğin zenginlikleri kadar zaaflarını da gündeme getirmek, konuşabilmek, tartışabilmek gerekir."

Bu günlük, Atmaca’nın deyişi ile orman ortamı yaratan önemli etmenlerden biri olmaya başladı. Deniz kültürümüzü derinleştiren 52 konu az, öz ve çok keyifli bir şekilde işleniyor kitapta. Bir yandan da, doğru bilinen yanlışlar, abartılar düzeltiliyor; amatör denizcilik kültürümüze ayar veriliyor.

KİTAPTA NELER VAR

Adlarını Atatürk’ün koyduğu 10 gemi

1930’ların gergin yılları. Atatürk yaklaşan savaşta donanmayı güçlendirmek, deniz taşımacılığını bağımsızlaştırmak için yeni gemiler alınmasını ister. 14 gemi ısmarlanır. 10’u 1938 yılında hizmete alınır, kalanlar ise savaş nedeniyle teslim edilemez. Teslim edilenlere adlarını bizzat Atatürk verir; Güneş - Dil teorisinin etkilerini yansıtır isimler. Etrüsk, Kadeş, Tırhan, Sus, Marakaz, Trak, Efes, Sur, Suvat ve Ülev.

En eski yat kulübü San Stefano

Kulüp İstanbul’un bir kulübü, Portofino’nun değil. Yeşilköy’de yaşayan Levanten ailelerin kurulmasına katkı sağladığı San Stefano Kulübü, yaz aylarında kotra, kürek çekme, balık tutma yarışları düzenlermiş 1800’lü yıllarda. Yani İstanbul, yelkenciliğin Avrupa şehirlerindeki uygulamalarından pek de uzak, geri bir yer değilmiş. Padişah adına 1869 yılında yapılan bir kotra yarışının belgelerini 2006 yılında yapılan bir müzayedede kimsenin satın almaması, İstanbul’un 100 yıl öncesine kıyasla denizden ne denli uzaklaştığının kanıtı belki de.

Evliya Çelebi’ye tövbe ettiren fırtına

Evliya Çelebi, 1640 yılında Osmanlı’nın Kırım Seferi’ne katılır. Kale ele geçirilir ve Çelebi İstanbul’a dönmek için bir kadırgayla yol çıkar, Karadeniz’in ortasında fırtına bindirir. Sonrası kısaca şöyle: Dede Dayı ’mayna alaborina’ deyince, yapağı çuvalları, hasırlar, balık turşusu fıçıları ve keresteler denize atılır. Kimse güvertede duramaz. Evliya Çelebi "Her biri, geminin birer köşesinde hazine bulmuş gibi gizlendiler. Geminin kıçında dümen iğneciği kırılıp, dümen deryaya düşünce, cümle keştibanlar (gemiciler) ellerine dizlerine vurup pes perdeden birbirleriyle helalleşmeye başlarlar" diye anlatır fırtınayı. Tekne batar, kurtulurlar ama Çelebi, "Hakir bir daha gemi ile Karadeniz seyahatine çıkmamaya tövbe - i nasuh (bozulmaz tövbe) ettim" der.
Yazarın Tüm Yazıları